Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 7-8 Aralık’ta Yunanistan’a yapmayı planladığı ziyaret, her bakımdan ilgi çekici.

Yaklaşık 60 yıl sonra ilk kez bir Türkiye Cumhurbaşkanı Yunanistan’a geliyor ama asıl mesele bu değil.

İlk kez Türkiye’den yapılan üst düzey bir ziyarette “Kıbrıs ve Adalar” öncelikli gündem olmayacak.

Sanılanın aksine Erdoğan’ın ana gündemi Yunanistan’a sığınma talebinde bulunmuş 8 asker ya da diğer Türkiyeli mülteciler de değil.

Ziyaret, Erdoğan açısından neredeyse tecrit edildiği Batı dünyasına ayak basma fırsatı veriyor.

Avrupa ve ABD’ye karşı uzun süre devam eden şantaj politikası, Türkiye’nin ekseninin Avrasyacılığa kaydırılması, ülke içerisinde dikta rejimin OHAL’le birlikte inşa edilmesi sonrasında Erdoğan adım adım kapısı çalınmayan, davet edilmeyen, ziyaret teklifleri geçiştirilen bir lider durumuna düştü.

Erdoğan için Batılı bir liderle görüntü vermek son iki yıldır hayati önemde. Batılı herhangi bir liderle yapılabilen telefon görüşmesi dahi Erdoğan yanlısı medyada manşetlere çekilmekte.

Bu haller, “meşruiyet” sorunundan kaynaklanıyor. Şaibeli seçimler ve referandumla yola devam etse de, OHAL’le işler kendi açısından rayında yürüse de her geçen gün meşruiyet erozyonu artıyor. Erdoğan dünyada meşru görünme çabası içerisinde.

Ve ironik biçimde Türkiye’ye Avrupa Birliği içerisinde destek veren belki de yegane ülke Yunanistan.

Erdoğan’ın Batı dünyasıyla ilişkileri öylesine gergin bir trend izliyor ki; Yunanistan, arabulucu pozisyonunda bulabilir kendini.

Nitekim ‘Geri Kabul Anlaşması’nı Yunanistan’dan başka bir ülke bu derece başarılı yürütemezdi. Çipras yönetimin demokrasisi her geçen gün eriyen Türkiye’yle gerilimi minimumda tutabilmesine şapka çıkarmak gerekiyor.

Yani Yunanistan ziyareti Erdoğan için kavgalı olmadığı (henüz) Batılı bir Liderle temas fırsatı verecek. Erdoğan bir taraftan iç kamuoyuna “60 yıldır ilk kez” vurgusuyla Yunanistan ziyaretini pazarlarken, diğer taraftan da Çipras’ın müstakbel arabulucuğunun provası mahiyetinde taleplerde bulunabilir.

Kıbrıs, Adalar, Batı Trakya’da yaşayan Müslüman azınlığın sorunları gibi gezinin çokça sayılan gündemlerinin geçiştirileceğini söyleyebiliriz.

Türkiyeli mültecilerin iadesiyle ilgili başlığın ise Yunan tarafından dinlemeyle yetinileceğini düşünüyorum. Çünkü mültecilerin tamamı Birleşmiş Milletler korumasında. Benim gibi Türkiye’nin doğrudan ve ismen talep ettiği birkaç popüler isim dışında bir sorun yok.

8 askerle ilgili, askerlerin lehine kesinleşmiş bir yargı kararı var ve Yunan hükümetinin yapacağı hiçbir şey olamaz.

Atina’daki cami meselesi ise havanda su dövmek gibi. Suriyeli mültecilerin Atina’da açtıkları birden fazla mescit mevcut ve buralarda cuma namazları hiçbir engellemeyle karşılaşmadan kılınabilmekte. Erdoğan’ın istediği ibadetten öte büyük bir camiyle gösteri yapabilmek ama konjonktür artık Erdoğan’a böylesi şov fırsatları vermekten çok uzak.

İşin magazin yanında ise Erdoğan’ın Zarrab’ın itirafları sonrası bu ziyareti gerçekleştirmekten çekindiği yönünde sosyal medya iddiaları var. Türkiye Cumhurbakanı için Batı dünyasına adım attığında tutuklanacağına ilişkin söylenti çıkması bile vahim ve utanç verici.

Yunanistan için Zarrab’ın çok yabancı biri olmadığını söyleyerek yazımı bitirebilirim. Zarrab’a Türkiye’de kurdurtulan kirli para çarkının benzerinin Yunanistan’da da kurdurtulma çabası 17 Aralık belgelerinde yeralmıştı. İçinde bulunduğu ekonomik kriz nedeniyle Yunanistan’ın bunu kabul edeceği düşünülmüş olmalı ama elbetteki Yunanistan’da kabul görmemiş…