Reklam

SELİM BUDAK yazdı…

2010 yılında bir iş seyahati için Kahramanmaraş’a gitmiştim. Programdan hemen önceki gece diğer gazetecilerle birlikte otele yerleştik. Zaten şehre geç varmıştık ve doğrudan odaya geçtim. Sabah saat 06.00 gibi odamın kapısı ısrarla birisi çalıyor. Kapıyı açtım karşımda Nurullah Kaya. “Haydi abi gidiyoruz abi.”  “Hayırdır bir olay mı oldu, nereye gidiyoruz?”  “Paça içmeye gidiyoruz” demesin mi?  Maraşlı olduğum için iyi biliyordum, Ulu Camii’nin hemen yanında Türkiye’nin en iyi kelle-paça çorbasını yapan mekana gittik. Yıllar önce rahmetli babam götürmüştü. O lezzeti hiç unutmadım. Babamın sevdiği gibi siyah yerinden, bol limon ve sarımsaklı, aynı zamanda acılı iki kase içtiğimi hatırlıyorum.

Nurullah Kaya ile ilgili birkaç satır yazmaya karar verdiğimde, aklıma ilk bu hatıra geldi. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra Türkiye’de tutuklanan 200’e yakın tutuklanan gazeteci arasında işte o Nurullah Kaya da var. Sayılardan nefret ediyorum. Gazeteciler nasıl oldu da bir günde darbecilikle suçlanıyorlar? Son birkaç yılda yaşananlar… İnanılır gibi değil…

28 ŞUBAT MAĞDURLARI ONU CEZAEVİNE ATTI

Nurullah geçen yıl Ağustos’ta dört duvara hapsedildi. 2006 yılında Yurt Haberleri’ne baktığım dönemde tanıdım. Spor medyası üzerine master yaptığı için spor servisinde muhabirliğe başlamıştı. Tekvando’da birçok derece alan bir sporcuydu. Kabına sığmayan, çok hareketli bir yapısı vardı. 28 Şubat döneminde İmam Hatip Lisesi’nden mezun olmuştu. Aldığı puanla ODTÜ’ye girebiliyordu ama o dönemin vesayet sistemi… İmam hatipliler alanları dışında başka bir yere gidemiyordu. Nurullah da özel yetenek sınavı ile spor akademisine girmişti. Bölümü birincilikle bitirmesine rağmen ataması yapılmamıştı. Belli ki vesayet devam ediyordu. Master yapınca belki ataması gerçekleşir diye düşünüyordu, o da olmadı.

Daha fazla bekleyemezdi, kendisini okutan ailesine yardım etmesi gerekiyordu. Alanı ile ilgili olduğu için Zaman’ın spor servisinde haber yapmaya başladı. Yaptığı diğer spor haberleri ile birçok ödül de aldı. Ardından haber merkezinde göreve başladı. Burada daha fazla tanıma imkanım oldu Nurullah’ı. Tanıştığı hemen herkesle iyi ilişkiler kurmasını çok iyi biliyordu. Kısa zamanda haber merkezinde genç muhabirlerin abisi oldu.

HABER PEŞİNDE GÜNLERCE UYKUSUZ KOŞARDI

2009 yılında ise Gaziantep Temsilciliği’ne atandı ve Nurullah Kaya ile birlikte çalışmaya başladık. Bölgesine hakimdi, terör ve özellikle Suriye’deki savaşın ardından çok hareketli bir dönemde yayın temsilciliği yapmıştı. Suriyeli mülteciler konusunda uzmandı. Nurullah yerinde duramaz, haber takibi yapar, haber yazar, haberleri kontrol ederdi. Haber kaynakları ile görüşür, önemli haberleri anında gazeteye iletirdi. Birçok terör olayını diğer basın mensuplarından daha önce haberleştirirdi. Nerede bir olay olsa merkezden bir istek olmadan hemen oraya gider, olayları yerinden takip ederdi. 

Birgün Hasankeyf’te Hatay Reyhanlı’da patlama haberini aldık. Birlikte hemen yola çıktık, arabayı o kullandı, sabaha karşı Reyhanlı’ya vardığımızda manzara korkunçtu. Hiç uyumamasına rağmen o gün akşama kadar haber peşinde koştuk. Karşılığını da almıştık. Patlamada kızı ile bir buçuk yaşındaki torununu kaybeden ellerini havaya kaldırdığı fotoğrafla sembol haline helen Döne nine ile röportaj yapmıştık. Daha sonra iki manşet daha çıkardığımızı hatırlıyorum.

14 KİŞİLİK KOĞUŞTA 45 KİŞİ KALIYORLAR

7 yıl çok yakın mesai yaptığım arkadaşım, meslaktaşım, kardeşim Nurullah Kaya, 1 Ağustos 2016’dan bu yana tutuklu. Askerliğini milli takımda sporcu olarak yapan, eline silah bile almayan Nurullah’ı şu anda “silahlı terör örgütü üyeliği” ile suçluyorlar. Bir komedi yaşanıyor, ama bunu gerçek hayata vesayet sisteminin güdümüne girmiş gönüllü tetikçiler uyguluyor. Kamu gücünü arkasına almış ve istenilen her şeyi yapan sözüm ona yetkililer, Nurullah’ın “suç işlemek için hareket ettiğini, suç işleyeceğini bilerek bir oluşumun içine girdiğine” dair herhangi bir somut delil ortaya koyamıyorlar. Üstelik ancak 10 ayda hazırlayabildikleri 3-4 sayfalık iddianamede, gazetecilik yapmanın suç olduğunu belirtiyorlar. Sanırım hukuk yeniden tesis edildiğinde bu iddianameleri yazanlar çok pişman olacaklar. Belki de utançlarından bu görevi yapmayacaklar. Bir yıldır cezaevinde yatan Nurullah’ı gözaltında iken 2 kişilik yerde 8 kişiyle kalmaya mecbur etmişler. Günlerce yerde yattığı için belinde ve bacağında oluşan rahatsızlık devam ediyor. Hastaneye gitmesi gerekiyor ama Çorum’daki cezaevi müdürü buna izin vermiyor. Şu anda 14 kişilik koğuşta 45 kişi kalıyorlar. Eşi hanımefendiyi zaman zaman arıyor, hâl hatır soruyorum. Zorlandığını ama hayata tutunacak inanca sahip oldukları için sabrettiklerini anlatıyor. 3 çocukları var, bir tanesi daha bir yaşında. Üstün zekalı olan iki çocuğun eğitimleri maalesef sekteye uğramış durumda. İyi bir eğitim almaları gerekiyor ama kadın başına, çok zor şartlar altında çocuklarına bakabiliyor. Araba, ev eşyaları vs. hepsini satmışlar ve ancak avukat parasını denkleştirebilmişler. Sığındıkları baba evi de öyle çok iyi durumda değil. Nurullah’ın eşi öğretmen ama iş bulamıyor. Daha doğrusu kimse korkudan iş vermiyor. Buna rağmen ayakta durmaya çalışıyorlar.

GÖNDERDİĞİN BAKLAVALARI UNUTMADIM!

Nurullah şu anda cezaevinde mahkemeye çıkacağı ve ardından özğürlüğüne kavuşacağı günü bekliyor. Şimdi olmasa da bir gün bu çilenin biteceğini biliyor. Çıktıktan sonra belki ceaevinde izin verilmeyen dil sınavına girmeyi ardından doktora yapacağı günleri hayal ediyor. Gazetecilik dışında, yazmanın haricinde hiçbir işi olmayan Nurullah, belki çok sevdiği gazeteciliğe bir daha dönmeyecek. Belki de, spor alanında akademisyenlik yapacak. Ama ben onu hep haber için koşturan, canını ortaya koyan, bu uğurda ailesini bile ihmal eden gazeteci olarak hatırlayacağım. Haa bir de gazeteye gönderdiğin baklavaları da unutmayacağım. Söz veriyorum, çıktığın zaman ilk önce Kahramanmaraş’ta paça içeceğiz, sonra Gaziantep’te baklava yiyeceğiz. Kimbilir gazetedeki arkadaşlar da baklava göndeririz. kardeşim.