Aslında Baykal kasetiyle ilgili hakkımda yazılanlara tek yazıyla cevap vermekti niyetim. Yazdım da.

Sonrasında Ümit Kıvanç’ın yazısına benim gönderdiğim mail, açıklama biçiminde yayınlanınca iki yazı oldu.

Özellikle ikinci yazı, Google’a girilmiş kırpılmış bir bilginin nerelere gidebileceğini izah etmeye çalışırken, Baykal Kaseti iddianamesinden yayınlanan yeni bir haber beni üçüncü kez aynı konuyu yazmak durumunda bıraktı.

Şimdi size ifşa olan bir kurgunun hikayesini anlatacağım.

Ama önce geçen hafta ODATV’de çıkan haberdeki Yener Dönmez’in ifadesini okumanızı istiyorum:

“Cevheri Güven isimli şahsı Star Gazetesi haber müdürü olması nedeniyle tanırım. Arada sırada çeşitli görevlerde karşılaştığımız da oluyordu. Cevheri Güven isimli şahıs yukarıda okunan metnin içinde geçen kayıtlarda beni zamanını tam olarak bilmediğim ve hatırlamadığım bir anda aradı. Ve bana ‘sizinkilere bir şey gitmiş haberin var mı’ şeklinde bir şey sordu. Ben de ‘bilmiyorum’ dedim. O gece daha sonra beni birkaç kez daha aradı ve ‘elimde önemli bir şey var’ şeklinde yine aynı şekilde bu minvalde sözler sarf etti. Ben de kendisine bu önemli şeylerin ne olduğunu sordum. Kendisi bana bu konu hakkında bir açıklama yapmak istemedi. Ben de bunun üzerine hem gazetede haber müdürü olarak çalışan hem de habervaktim.com yayın yönetmeni olan Fatih Akkayı’yı arayarak, ‘elinize ulaşan önemli bir şey varmış, bunlar nedir’ diye sordum. Aynı zamanda bu telefon görüşmesi öncesi ve sonrasında da Fatih Akkaya ile de Messenger veya Skype programları üzerinden de aynı konu ile ilgili görüşmeler yaptık. Fatih Akkaya bana Deniz Baykal’la ilgili görüntülerin habervaktim.cominternet sitesinin ihbar hattına geldiğini söyledi. Ben de Mustafa Karahasanoğlu’na konuyu bildirmek amacıyla telefonla ulaşmaya çalıştım, defaten aradım ancak ulaşamadım. Bunun üzerine kardeşi Ali İhsan Karahasanoğlu’na haber verdim. Bu kişileri 0 212 447… numaradan ve şahsi cep telefonu numaralarından da aradım. Hukuki bir durum olması dolayısıyla Ali İhsan Karahasanoğlu ile görüştüm. Kendisine internet sitesinin ihbar hattına gelen ihbarın metacafe.com adlı video paylaşım sitesinde yayınlanan Deniz Baykal’a ait görüntülerin olduğunu söyledim. Kendisi de sonuç olarak yayınlansın dedi. Ben de bunun üzerine Fatih Akkaya’ya ulaşarak görüşmenin bu şekilde olduğunu söyledim. Fatih Bey muhtemelen editörler vasıtasıyla bu görüntülerin yayınlanmasını söylemiştir.”

http://odatv.com/baykal-kumpas-kasetini-akitte-kimin-yayimlayin-dedigi-ortaya-cikti-0310171200.html )

EMNİYET BİR YALANLA KURGU YAPMIŞ

Bir gazetenin Ankara Haber Müdürü olarak, başka bir gazetenin Ankara Temsilcisi’ni arayıp, “size bişey geldi mi-elimde bişey var ama ne olduğunu söyleyemem” şeklinde konuştuğum iddiasının absürtlüğünü bir kenara bırakıyorum.

İddianame tarafıma verilmedi ve e-devlet şifrem de bloke edildiği için iddianameyi oradan da göremiyorum. Bu nedenle çıkan haberler üzerinden gitmek durumunda kalıyorum ama bu bile kurguyu ortaya çıkarmaya yetiyor.

Dönmez’in ifadesinden anlıyoruz ki kendisine önce Süleyman Özışık’ın ifadesi okunmuş ve yukarıdaki ifadeyi vermesi sağlanmış. Bu şekilde kurtulabileceği mi söylendi, tehdit mi edildi, sorguda çeşitli yöntemlerle yönlendirildi mi bilmem mümkün değil.

Baykal kasetine ismimin bulaştırılması Süleyman Özışık’ın Habertürk TV’de Mayıs 2016’da canlı yayında söylediği sözlerle başlamıştı. İlk yazımda uzunca konuya girdiğim için kısaca özetleyerek geçiyorum.

Özışık canlı yayında “aktifhaber”den birinin kendisini aradığını ve Baykal kasetini yayınlamasını istediğini hatta bu kaseti 2 CHP’linin çektiğini söylemiş ama hiçbir isim vermemişti. Bir zaman sonra savcı kendisini çağırmış ve savcılıkta benim ismimi vermiş. Oysa ben Baykal kasetinin yayınlandığı dönem Aktifhaber’de çalışmıyordum, Star Gazetesi’nde haber müdürüydüm. Özışık, yandaş medya tarafından “Star Gazetesi’nde çalıştığım dönemin kırpıldığı” özgeçmişimle ilgili saldırı haberlerinin kurbanı olmuş. Yalanını yanlış cv üzerine kurmuş.

Görünen o ki Emniyet’in “Baykal Kaseti’ni Erdoğan izlerken çekilmiş görüntüleri unutturma birimi” kurguyu Özışık’ın bu uydurması üzerinden yapmışlar.

Önce Özışık’ın yalan ifadesini okuyup Yener Dönmez’e ve Fatih Akkaya’ya benzer ifade verdirmişler. Emniyet birbirini teyid eden üç kurgu ifadeyle eşeğini sağlam kazığa bağladığını düşünürken; Dönmez-Akkaya ikilisi, kendilerinin de Özışık gibi aynı ifadeyle işin içinden sıyrılabileceğini düşünmüş olmalı. Belki de polisler bu yönde teşvik veya tehdit ettiler.

Somut deliller ortada. Benim o gece Süleyman Özışık’ı ve Fatih Akkaya’yı aramadığım net. Yener Dönmez’i gizli saklı değil sekretere bağlatarak aradım ve tamamen gazetecilik çerçevesindeki nedenlerini de geçen yazıda belirttim.

O gece Metacafe’ye yüklenmiş olan Baykal kaseti, onlarca Ankaralı gazeteciye ve siyasetçiye gönderilmişti. Yayınlayıp yayınlamama konusu büyük tartışmaydı ve Habervaktim yayınladı.

Belki de Süleyman Özışık’ın yalan ifadesinin peşine takılarak Yener Dönmez ve Fatih Akkaya yaptıkları etik hatayı kriminal hale getirdiler. Aslında Fatih Akkaya, Yener Dönmez gözaltına alındığında görüntülerin metacafe’de olduğunu kendilerine mail geldiğini “haber değeri gördükleri için yayınladıklarını” yazmıştı. Sonradan bu ifadesini değiştirip, “Cevheri Güven beni aradı” şeklinde Süleyman Özışık’ın yalanına paralel hale getirmesi kendisini kurtarmamış iyice batırmış.

Gelecekte bu ifadeyi verenler suç uydurmaktan yargılanacaklar. Bundan şüphem yok. Ama şimdi bile kendi yalanlarına dolanmaktan kurtulamayacaklar. Ve sonunda benim onları aramadığımı itiraf etmek zorunda kalacaklar. O kadar somut-açık ve basit ki?

İddianameye konmadığı anlaşılan telefon dökümlerinin mahkeme tarafından istenmesine bakıyor iş. Özışık ve Akkaya’yı aramadığım ortaya çıkınca Dönmez’in ifadeleri de kendiliğinden çökecek.

Hakim, buna gerek görmeyip 5-10 yıl belki de müebbet verip geçebilir. Ama bu talebi yerine getirmemek, hakkımdaki kurgu ve yalanın itirafı olacak zaten.