Tuba Kaya, kızı Kübra ile cezaevinden çıktıktan sonra ilk kez geçtiğimiz hafta sonu buluştu. Anne-kız özgürlüğün tadını çıkarabilmek için bütün gün gezdiler, eğlendiler. Kaya, henüz ev hapsi süreci başlamadığı için şimdilik evden çıkabiliyor. Ama yakında o da olmayacak.

On aydır Bursa Yenişehir Cezaevi’nde tutuklu bulunan gazeteci Tuba Kaya, 22 Haziran’da görülen mahkemeden sonra ev hapsi alarak tahliye edildi. Kaya, suçsuzluğunu artık evinden dışarı çıkmayarak ispatlamaya çalışacak.

27 yaşındaki genç gazeteci, çocuğunun gözü önünde hem fiziksel hem de psikolojik şiddet uygulayan kocası, boşanma aşamasında ‘Bu da Gülen cemaatinden’ diye ihbar ettiği için tutuklanmıştı. Kaya’nın boşanma ve velayet davası ise yarın görülecek. Kızının velayetini geri alabilmek için (mahkeme geçici olarak babaya vermişti) gün sayan Kaya, iki saat süren ilk mahkemesindeki savunmasının ardından bir anne olarak hissettiklerini ve evliliğinde yaşadıklarını yazdı.

Tuba Kaya: Silaha karşı bir anneyken silahlı terör örgütüne üye olmaktan yargılanıyorum

Cezaevi aracı, en arka 3 koltuğu hücreye çevrilmiş bir minibüstü; ellerimiz cezaevinden çıkarken kelepçelendi, aracın hücresinde dizlerimiz kapıya değecek kadar dar ve havasız bir ortamda adliyeye geldik. O gün (22 Haziran 2017) mahkemesi olan 3 kişiydik; sağımda uyuşturucuyla ilgili suçtan yargılanan bir Roman, solumda başka bir koğuştan benim gibi iftiraya uğramış genç bir öğretmen hanım vardı. Bursa Adliyesi kaç yıllıksa o kadar yıldır temizlenmemiş, pislik içindeki daracık koridorlardan onlarca jandarma eşliğinde nezarete, oradan da mahkeme salonunun tutuklu girişinin önüne geldik. Karşılaştığım birçok insan ‘senin burada ne işin var, buraya hiç yakışmıyorsun’ ifadeli bakışlarının arasında şaşkınlığını gizleyemedi, ısrarla suçumu sordular, jandarmalar, mahkeme salonundaki tüm görevliler hayret içinde yaşadıklarımı dinlediler…

Kesinlikle saygı duyulmayacak hale gelen, içinde kızımın ve benim sağlıklı kalmamızın imkansız olduğu kötü evliliğimi bitirip, tüm hayal kırıklığıma rağmen bebeğimle yeni bir hayat kurmaya çabalarken; hak etmediğim çok şey yaşadım. Oyuncak silaha bile karşı bir anneyken silahlı terör örgütüne üye olmaktan yargılanıyorum; terörist muamelesi gördüm, nezaretlerde, sorgu odalarında, mahkemelerde, beton ve demirden mündemiç koğuşlarda, cezaevi araçlarının hücrelerinde kelepçeli, zaman zaman jandarmalar tarafından kolumdan sürüklenerek 10 ay cezaevi koşullarında özgürlüğümden mahrum kaldım… Bunların hiçbiri, hiçbiri, hiçbiri beni yavrumun bir gün annesiz kalması kadar üzmedi. Ben sadece anneyim, örgüt üyesi değil.. Ve sadece kızımı geri istiyorum.

İCRA YOLUYLA KIZIMI GÖREBİLDİM

2.5 yaşında bir kız çocuğunu şiddet ortamından uzaklaştırmaya, boşanma sürecinin etkilerinden korumaya çalışırken benden koparılması, ekmek gibi su gibi bir ihtiyacı olduğu halde bir de annesizliği yaşaması canımı çok yaktı. Elimden hiçbir şey gelmedi, kimsenin umurunda olmadı. Polis baskınıyla evden çıkarken anneme teslim ettim onu, bir iki hafta ailem aracılığıyla görüş günlerinde gördüm, ne tutuklanacağımı ne de uzun süre kalacağımı düşünmediğim için bu sağlıksız ortamda yavrumu da hapsetmek istemedim. Ancak eşimin şikayetiyle tutuklanmama rağmen bu durum gerekçe gösterilerek geçici velayeti elimden alındı. 2 ay boyunca hiç göremedim kızımı. Aile mahkemesinin kararıyla izin alındı, bu defa cezaevi yönetimi yalnızca 10 dakika kapalı görüş hakkı tanıdı. Camın arkasından bana sarılmak için o kadar çırpındı ki…

Babası, ayda 1 kez 35 dakika açık görüşlere dahi göndermediğinden ailem icra yoluyla alarak binbir zahmetle kızımı görmemi sağladılar. Çocuk yorgun ve şaşkın, ne bekleyeceğini bilmeden, ben ne söyleyeceğimi bilemeden geçti dakikalar… Her gördüğümde biraz daha büyüyordu. Bu şikayetin bir husumet olduğunu herkes biliyor, görüyor, ancak bir şey yapamıyordu. Kendi yaşadıklarımı umursamadım ama ödemesi, suçlu olması imkansız küçücük bir çocuğa düşen bu bedel çok ağırdı. Tüm dualarım masum çocuklar için oldu. Ne yaptığını, nasıl uyuduğunu, ağladığında kimin teselli ettiğini düşündüm. “Neden bu durumda annem yanımda değil?” diye sorduğunu, boynunun nasıl büküldüğünü hissettim.

Çıkarıldığım mahkemede yaşadığımız şiddeti, kızımın en temel ihtiyacı olan anne ilgi ve sevgisinden mahrum kalışını, vicdanen ve hukuken suçsuz olduğumu anlattım. Salondaki herkes büyük bir şaşkınlıkla dinledi. Adli kontrol hükümleriyle, denetimli serbestlik şartıyla tahliye edildim. Tahliye olduğuma herkes çok sevindi ancak ben kızıma kavuşamama endişesini üstümden atamıyorum. Kızımı şimdilik ayda 2 defa görme hakkım var, prosedür gereği sosyal hizmet uzmanlarının raporuna göre velayet kararı verilecek.

AYLAR SONRA ONU İLK KEZ UYUTTUM

Cezaevinden çıktıktan sonra kızımla geçtiğimiz hafta sonu buluşabildik. Ailemle birlikte kaldığım evimize geldi. Aylar sonra ilk defa uyuttum onu, ertesi gün götürüp bıraktık. Bir çılgınlığın ortasında küçücük bir çocuk.. Ne oluyor? Neden oluyor? Anlatmak imkânsız.

Yarın ise velayet davası görülecek. Tutukluluk durumum kalkmış olsa bile bazı uzman raporlarının beklenmesi gerekiyor. Her şeye rağmen, tüm bu çılgınlığın içinde kendim için ve kızım için güçlü kalmak ve adalet için mücadele etmek zorundayım.

BOŞANMA KARARINI, ŞİDDETE BOYUN EĞEN BİR ANNE OLMAK İSTEMEDİĞİM İÇİN ALDIM

Eşim, kendi iftirasıyla gerçekleşen tutukluluğumu delil göstererek 2,5 yaşındaki kızımın velayetini talep ediyor, oysa benim suç işlediğime dair hiçbir delili yok, kaldi ki en vahşi canlılar bile yavrularına zarar verecek bir şey yapmıyor. Boşanma kararını, kızımın gözü önünde saygısızlığa ve şiddete boyun eğen bir kadın, bir anne olmayı kabul etmediğim için aldım. Elbette değer verdiğim eşimin, evliliğimin bu hale geldiğini görmeye de dayanamadım.

Ben bugünlerde kızıma kavuşacağım günlerin hayalini kuruyorum, ancak yargılamalar sırasında stresten bebeğini kaybeden arkadaşımın böyle bir hayali dahi yok. “Anne” diye ağlayan üniversite öğrencilerinin sesleri hâlâ kulaklarımda. Annesinin vefat ettiğinden haberi olmayan içerideki başka bir arkadaşım ise aklımdam hiç çıkmıyor.

Halimi, halimizi bir kez anlatabilmek için bir yıla yakın bekledim. Vefatının 42. yıldönümüne birkaç gün kala içimde, Nurettin Topçu’nun hep o cümlesi yankılanıyor:

“Hayatımızı çekilmez bir yük haline koyan bu ahlâkî sefaletin tâ içimizdeki müthiş manzarasını nasıl anlatalım: Sanki korkunç ve şerir bir varlık, perdenin arkasındaki o iğrenç yüzlü ifrit etrafa saldırıyor…”