Yaratıcılık, disiplinden ve dikkat dağınıklığından azade bir ortam ister. İngiliz şair T. S. Eliot şöyle soruyordu: “Bilgi içinde kaybettiğimiz bilgelik nerede? Enformasyon içinde kaybettiğimiz bilgi nerede?”

Nörolog Daniel Levitin The Organized Mind (Düzenli Zihin) adlı kitabında enformasyonun bizi gürültüye sapladığını savunuyor. Levitin’e göre bilgi bombardımanı bizi sadece irade gücünden değil, yaratıcılıktan da yoksun bırakıyor.

Leitvin pek çok şeyi yapabildiğimizi düşünmemizin sadece bir illüzyon olduğu görüşünder: “Bir nörolog olarak şunu söyleyebilirim ki beynimiz kendini kandırma konusunda çok becerikli.” Bu nedenle yaratıcılığımızı sürdürebilmek ve bilgiden mahrum kalmamak için neyin “gerekli bilgi” neyin “meşguliyet” ya da “dikkat dağıtıcı unsur” olduğunun ayırdına varmamız gerekiyor.

ÇARE: TELEFONSUZ UZUN YÜRÜYÜŞLER

Stanford Üniversitesi’nden Dr. Emma Seppala ise beynimize mola verdirmeliyiz diyor: “Çünkü işlerimizde sorunları analiz ediyor, verileri düzenliyor ve yazıyoruz, bunların hepsi zaten odaklanma gerektiriyor. İş dışında da kendimizi telefonlarımıza veriyor, sıra beklerken bile ona bakıyor ya da ardından dizilere bırakıyoruz.”

Uzmanlar, uyarılma ihtiyacıyla baş etmeyi öğrenmemiz gerektiğini de söylüyor. Bunun için telefonsuz uzun yürüyüşler, kendimizi rahat hissettiğimiz yerin dışına çıkmak, oyun oynamak öneriliyor.

FİŞTEN ÇEKMEYİ ÖĞRENMEK

Psychological Science dergisinde yayımlanan bir makalede uzmanlar Moshe Bar ve Shira Baror, “yoğun iş yükü”nün yaratıcı düşünceyi engellediğini savunuyor. Araştırmanın yazarlarına göre beynimizin sınırlı kaynakları var ve yetkin çalışabilmek için kaosu düzene çeviriyor.

New York Times Magazine‘in “Science of Us” bölümünde de yine benzer bir argüman yer aldı. Buna göre, düşünecek bir şeyimiz olmadığı zaman, düşünme yeteneğimiz en iyi performansına ulaşıyor. Modern hayatta sürekli dikkat dağınıklığı ve alarm halinde yaşadığımız için uzmanların önerisi fişten çekmeyi öğrenmek: Hem elektronik âletlerimizi hem beynimizi.