SELAHATTİN SEVİ YAZDI…*

Sadece nereye gideceğini bilenler gece yola çıkar. Gündüzler tekin değilse karanlıkta yol almak daha emin ve kolaydır. Çocukluğunda yaşadığı kirli savaşın travmasıyla küçük bir ışık huzmesine dahi tahammül edemeden üzerine çektiği yorganı kaldırdığında İstanbul’un karanlığına uyandı Çağdaş Erdoğan. Belki de bu yüzden gördüklerini çok yadırgamadı…

Yeni bin yılın başında ülkedeki iklim de bir nebze değişmişti. Geleneksel iktidarın yerini ezeli muhalefete devretmesi görece bir rahatlık sağladı. Fakat sadece iktidar aygıtını yönetenler açısından durum değişmişti. Yönetilenleri ötekileştiren ve dışlayan üslup yerli yerindeydi.

İç dünyasının modern yaşamla karşılaştığı zamanlar genç fotoğrafçı Çağdaş Erdoğan’ın ötekini fark ettiği döneme rastlıyor. Zoraki göçle tutunmaya çalıştıkları büyük şehirde sosyal çevresi doğal olarak Kürtler ve Alevilerdi. Yeni ikametgâhında öteki kimlikler de komşusu oldu: Romanlar, farklı cinsel yönelimi olan gruplar, şiddeti yöntem olarak seçen fraksiyonlar… Uyuşturucu trafiği sırasında vurulup ölenler de vardı İstanbul’un karanlığında, köpeklere bedenlerini öldüresiye parçalatanlar da. Kurşunla sokak ortasında can verenlerle yorgun şehirliye tadımlık hazlar yaşatanlar aynı mahallenin sakinleriydi neticede.

Çağdaş Erdoğan ‘Night Blind’ adını verdiği yol haritası üzerinden tam da bu güzergahta gece yolculuğunu sürdürdü. 2014 yılında Gazi Mahallesi’ne yerleşme sebebi biraz da buydu. Çünkü öyküsü için çıktığı kaçamaklarda mahalleye döndüğünde yadırganmıyordu.

1990’larda yakılan köylerin, mezraların oluşturduğu çağdaş gettolar, kim bilir belki bundan dolayı, başka türlü yok etmenin ‘dejavu’sunu yaşıyor. ‘Huzur’ operasyonları, kentsel dönüşüm politikaları, modern şehirleşme adını taşısa da aslında olan, buraların arındırılması. Nasıl Sulukule’de kendine özgü yaşam tarzıyla Romanların bir dönemi tekdüze bir dönüşüme kurban gittiyse yakında bu gettolar için de aynısı gerçekleşecek. Genç nüfus için yeterli okul ve derslik sağlanamıyor. Çocuklar ve gençler kendi varoluşlarını daha farklı şekilde ispat etmeye çalışıyor. Kazanmak bazen onlar için rakip köpeğin parçalanması olabiliyor. Bazen de sentetik bir uyuşturucuyla kısa süreli uçma hali… Şehrin geleneksel sakinleri uyuduğunda hayat onlar için başlıyor. Farklı sosyal gruplardan ve meslek dallarından insanlar sıradışı partilerle olağanını yaşayamadığı bir hayatın en aşırı durumlarına katılıyor.

Çocukluğu sürekli göç alan ve muhafazakâr bir şehir olan Bursa’da zoraki göçmen olarak geçen Çağdaş Erdoğan da bütün bunlara şahitlik etti, gördüklerini belgeledi. İstanbul’da ötekileştirmelerin ve buna karşı tepkimelerin yaşandığı zamanın, gecelere hapsolduğunu fark ederek seks işçiliği yapan bir transseksüel, insanların hatıra fotoğrafı çektirmesi için ayaklarından betona çivilenen Boğa heykeli, uzun yol yolcusu için kıvranırken eylemin ortasında taksisini barikata kaptıran taksici ve kendisini biber gazının ahengine bırakmış kırmızı maskeli eylemci…

Her şey gibi yeni hayatı da doğduğu Muş’a çok uzaktı Çağdaş Erdoğan’ın. İlk foto muhabirliği heyecanıyla kendini içinde bulduğu ajans fotoğrafçılığı zamanı kısa sürdü. Çalışmalarını New York Times’a, The Guardian’a, Der Spiegel’e, BBC’nin sayfalarında görmek kendisini heyecanlandırsa da geçici bir heves olarak geride kaldı.

Geçen kış İstanbul Mimar Sinan Üniversitesi’nde FUAM tarafından düzenlenen maket kitap atölyesi ona yepyeni ufuklar açtı. Uluslararası yayıncı Akina Books’un editörleri işlerini çok beğendi. Öyküsünü kendisinin bile düşünmediği bir şekilde kitap serisi olarak yayımlamayı önerdiler. Çağdaş Erdoğan da bu hoş sürprize hayır demedi.

Ona güvenerek en mahrem fantezilerinin dünyasını açan, en çılgın keyiflerin kapılarını aralayanlar bilinmeyen, fark edilmeyen ve tahmin edilemeyen gece rengindeki fotoğrafları dönemsel bir albüm olarak raflarda, kütüphanelerde görecekti. Ülkenin en muhafazakâr döneminin sıra dışı günahları, çelişkileri, karşıtlıkları fotoğraf diliyle ifade edilme şansına sahipti artık.

“…Artık hiçbir şey eskisi gibi değildi. Aslında hiçbir zaman eskisi gibi olmadı. Büyük felaketin üzerinden asırlar geçmişti. Rivayete göre güneşin varlığına tanıklık eden insanların yaşadığı bir çağ vardı. Henüz Serberos’un iki başı kurban edilmemişti Erebus’a. Sodom ve Gomore helak edilmemişti ve Hammurabi Kanunları yerli yerindeydi…”

Bol ödüllü yarışmalara burun kıvıran, anlata anlata bitirilemeyen tekil fotoğrafların mirasını yiyen, arkadaşlık sitesine dönüşen kurslara rağbet etmeden de fotoğrafla öykü anlatılabileceğini ispatlamış oldu Çağdaş Erdoğan.

Kitabı Control adıyla Akina Books tarafından yayımlandı. Türkiye dışında bütün önemli festivallerde, kitapevlerinde yerini aldı.

Saygın fotoğraf kültürü dergisi British Journal of Photography (BJP) Çağdaş Erdoğan’ı “Takip edilmesi gereken genç ve gelecek vaat eden fotoğrafçılar listesi”ne ekledi. O ise bir yandan 140 Journos çatısı altında yeni nesil yetenekli fotoğrafçılarla SO adlı oluşumla İstanbul’dan Artvin’e, Diyarbakır’dan Cizre’ye yeni öyküler peşindeydi.

Ta ki, geçen hafta 12 günlük gözaltından sonra tutuklanana kadar. Artık cezaevlerinde tutuklu olarak kayda geçen 172. gazeteciydi.

Doğruların ve yanlışların ışık hızıyla yayıldığı bir ortamda bilgiyle, sezgiyle, dayanışmayla ve paylaşarak yoluna devam eden Çağdaş Erdoğan için bir an önce özgürlüğüne kavuşmasını bekliyoruz.

Ülkeye, kente, geceye ve gündüze, insanlığa yeni sorular sormak, yeni cevaplar aramak için…

“…Sahi Babil neresiydi?

Maskeli soytarılar kimdi..?” 

Bu yazı Selahattin Sevi’nin medium.com‘daki blogundan alınmıştır