Ailesi Türk-Yunan mübadelesinde Gümülcine’den evvela Sakarya’ya, akabinde Eskişehir’e göç etmişti. İkinci göç tercihi sebepsiz değildi. Aile un değirmenciliğinde mahirdi ve buğday yetiştiriciliğine en elverişli yerlerden biri Eskişehir’di. Un imalatına artık yeni adreslerinde devam edeceklerdi.

Firuz Kanatlı’nın bisküvi fabrikası açacağı 1962’ye kadar ailenin esas iştigali buğday ve un oldu. Galatasaray Lisesi’nin müteakip işletme tahsilini İsviçre/Cenevre’de tamamladı. Esasında mimar olmak istiyordu. Hatta Kanada’dan bir mimarlık fakültesinden kabul yazısı almıştı. Fakat aile büyükleri ‘işin başına gelirsin’ diyerek mimar olmasına sıcak bakmadı.

ASKERDE BİSKÜVİ SATIŞLARINI GÖRÜNCE…

Bisküvi ailenin aşina olduğu bir iş değildi. Askerlik vazifesini ifa ederken kantinlerde bisküvi satışlarının yüksek olduğu Firuz Kanatlı’nın dikkatinden kaçmaz. Askere gitmeden evvel makarnacılık ya da tavukçuluk yapmayı düşünen Firuz Kanatlı askerde kantinde çalışırken bisküvicilik için hayli veri toplar: “Terkos’a yakın Yassıviran’da yaptım askerliğimi. Kantin sorumlusuydum. Her gün arabayla İstanbul’a gelip iaşe alıyorduk. Baktım erler 2. sınıf ucuz bisküvi yemiyorlar, iyisini istiyorlar. O zaman Arı, Ülker, Besler vardı. Bunlar pahalı bisküvilerdi. Bisküvileri aldığım toptancı, babamın un fabrikası olduğunu duyunca ‘Sen niye bisküvi yapmıyorsun?’ dedi. O aklımda kaldı.”

UN VARSA NİYE BİSKÜVİCİLİK YAPMIYORSUN?

Genç Firuz’un askerden dönünce arayışı devam eder. Bir banka müdürü, “Un sektöründesin. Şeker fabrikası da var Eskişehir’de. Niçin bisküvicilik yapmıyorsun? Bisküvi hafif olduğu için her yere nakliyesi de kolay olur.” dediğinde kararını vermişti.

Babası ve amcasının müşterek işlettiği un fabrikasında istikbal görmeyen Firuz Bey, o günleri şöyle anlatmıştı: “Amcamın 2 oğlu var. Biri benden 15 yaş, biri 6 yaş büyük. Onlar işi ellerine almışlardı. Zaten çok büyük bir iş değildi. İki-üç nesli geçindirmezdi. İş arayışına girdim. Babam da hak verdi bana. İşten ayrılmamı istemiyordu elbette ama anlayış gösterdi.”

MAKİNELERİ ALMANYA’YA ISMARLAR

Amcasının oğulları çok iyi eğitim almış Firuz Bey’in ayrılma fikrini hoş karşılamasa da o para ve arsa aramaya çoktan başlamıştır. Babası 280 bin lira ve küçük bir arazi verir. Sınai Kalkınma Bankası’ndan aldığı 300 bin lira kredi ve babasın verdiği parayla makineleri Almanya’ya ısmarlar. Bütün yazışmaları ve küçük tesisin kurulmasını gizlilik içerisinde yürütür.

Firuz Kanatlı bisküviciliğe nasıl adım attığını ve karşılaştığı zorlukları şu sözlerle anlatıyordu: “Pabuç pahalıydı tabiî. Eşim de heyecanlıydı bu işe başlayacağımız için. Ayrılıyorum, kendi işimi kuracağım. Geri de dönemem. Eşim de bana yardım ediyordu. Bisküviciliği hiç bilmiyordum. Kanatlı bir bisküvi fabrikası kuracakmış diye duyulunca diğer markalar da sıkı sıkı yapıştılar teknik adamlarına. Adam bulmak da mümkün değil.”

TARİFLERİ TERCÜME EDER

İşi bilen birilerini bulmakta zorlansa da vazgeçmez. İngilizce ve Fransızca bilmenin verdiği cesaretle yabancı kaynakları tarar. Bisküvi tariflerinin olduğu bu kitapları tercüme eder ve bir sene boyunca her satırını didik eder.

Amma velakin sadece formülle imalat olmaz. Hamur yaparken, pişirirken başında durmak lazım. Tavalardan çoğunda bisküviler yanık çıkar. Meseleyi çözmek için Ülker’den emekli olmuş yaşlı bir ustayı işe alır. Formüllerin ince ayarını o usta yapar.

ETİ MARKASI HESAPTA YOKTU

Almanya’dan ithal ettiği makineleri kurarken kalıpların üzerinde ‘Arı’ markasının olduğunu görmesi ile ETİ ismine giden yolculuğu başlar. Arı markası ile o dönemde İzmir’de bir başka firmaya aittir.

Firma tescilli markayı 20 bin liraya devredebileceğini açıklayınca kalıplardaki ismi kazıyıp yerine üç harfli bir başka isim koymaya karar verilir. 5-6 isim seçilir. Tescil Dairesi’nde bunlardan ikisinin tescilsiz olduğu belirtilir. O iki isimden biri ETİ’ydi. Anadolu medeniyetlerinden biri olması, E’nin Eskişehir’i, T’nin Türkiye’yi, İ’nin İngilizce bir kelime olan internationalin (beyne’l-milel) baş harflerini teşkil etmesi sebebiyle ETİ tercih edilir.

Marka Eskişehir’den Türkiye’ye, oradan da dünyaya açılacaktır. Firuz Kanatlı ve çocukları bugün bu hedeflere büyük ölçüde ulaştı. ETİ’nin her bir harfinin hakkını vererek bisküvi ve çikolatada çok önemli bir noktaya geldiler.

 ÜLKER’İN ÇOK İYİ DOSTUYDU

En büyük rakibi Ülker ile ETİ markasından daha evvel temas etmiş: “Un fabrikasında çalışıyordum. Un satmam lazım. Ülker de o zaman yine epey büyük bir firma. İstanbul’daki müdürümüz Ülker’e gidelim dedi. Gencim, cesurum fakat bisküvicilikten anlamadığım gibi değirmencilikten de anlamıyorum. Gittik. Sabri Bey abisiyle beraberdi yazıhanede. Ben kendilerine un teklif ediyorum. Fiyat veriyorum. Sabri Bey, Allah rahmet etsin, ‘Siz yapamazsınız bana lazım olan unu’ dedi. Açıkçası o da biraz nezaketsizlik yaptı. 26 yaşında bir genç un satmak istiyor. Böyle karşılanmaması lazım. ‘Yapamazsınız kardeşim’ dedi. İddialaştık. Ben de delikanlıyım, başladım ters ters cevap vermeye. Seslerimiz yükseldi. Kavga etmeye başladık. Abisi bizim aramızı buldu. El sıkışıp ayrıldık.”

İlk tanışma biraz tatsız olsa da iki işadamı arasındaki dostluk Sabri Bey’in vefatına kadar devam eder. Firuz Kanatlı, Sabri Bey’i şöyle tarif eder: “Benim için rakipti ama aynı zamanda dosttu. Yaşayarak gördüm ki Sabri Bey gerçekten çok büyük bir insan. Sıfırdan başlamış bir imparatorluk kurmuş. Nasıl şapka çıkartmazsınız. Mütedeyyin bir insan. Samimi inanan bir insan. Bisküviciliği çok iyi bilen bir insan. Rakip olarak çok zor bir insan. Ama biz dost olduk.”

85 yaşında vefat eden Firuz Kanatlı geride 5 bine yakın çalışanı ile 70’ten fazla memlekete ihracat yapan dünyanın sayılı bisküvi ve çikolata markalarından birini bıraktı. Eti Gıda, Tam Gıda, Eti Makine ve Eti Pazarlama olmak üzere dört ana şirketten oluşan Eti Şirketler Grubu, Eskişehir ve Bozüyük’teki 6 üretim tesisi ve 300’e yakın ürün çeşidiyle hizmet veriyor.

KANATLI’NIN BIRAKTIĞI MİRAS

Firuz Kanatlı’dan Türkiye’ye sadece maddî kıymeti fazla olan bir miras kalmadı. En zor şartlarda bile inanç ve azimle bütün manilerin aşılabileceğinin müşahhas timsali oldu.

Çalışkan, dürüst ve mütevazı olmadan başarılı olunamayacağını da hayatıyla ortaya koydu.

Genç-ihtiyar herkes merhum Firuz Kanatlı’nın şu sözleri üzerine uzun uzun düşünmeli: “Başarılı olmak güzel bir şey ama insanları yüzüne karşı methetmek günah. Nefsinizi kabartır. O yüzden biri bahsetmeye başladığı zaman ‘sus’ diyorum. Hakikaten rahatsız oluyorum. Gösteriş için değil. Ben çalışkan bir insanım. Hayatım ailemle işim arasında geçti. Çok defa teklif gelmesine rağmen siyasete atılmadım. Ben hiç bir şey yapmadım. Allah’ın huzurunda söylüyorum. Sadece iyi yetişmiştim ve çok çalıştım. Bu Allah’ın takdiri.”