Zaman gazetesi çalışanı gazeteci X, Ergenekon sürecinde gazetesinin yanlışlar yaptığını söylüyor. Ergenekon operasyonları devam ederken de bu fikirde olduğunu hatta yanlış gördüğü şeyleri gazete içinde dile getirdiğini ancak tepki gördüğünü belirtiyor.

Gazeteci X, bugün tutuklu değil ve Avrupa’da yaşamını sürdürmekte. Sosyal medya hesapları kapalı…Yaşadığına dair de kamuoyuna açık hiçbir emare bulunmamakta…

Bir gazeteci Ergenekon operasyonları sırasında kendine göre büyük yanlışlar görmüş ama bunlara aynı büyüklükte karşı koymamış. Oysa yanlış olduğunu savunduğu şeyler çalıştığı gazete içinde fikri münakaşa çıkarmasını icap eden, sonuç alamazsa da belki istifa etmesini gerektiren yanlışlar.

Nitekim medya tarihinde bu tip etik istifa örnekleri çok.

Ama gazeteci X, böyle cesur bir karar verememiş, maaşını almaya devam etmiş…

Ergenekon sürecinde gazeteciliği doğru zemine çekebilecek cesur bir karar vermeyi, en azından bireysel olarak gazetecilik tarihinde doğru çizgide bulunmayı, işsizlik seçeneği ile teraziye koymuş ve “devam” etmeyi seçmiştir.

Filmi günümüze saralım… Gazeteci X, şu an Erdoğan Rejimi’yle mücadele edenlerin yöntemlerinin de hatalı olduğunu düşünmekte ve bunu dost meclislerinde söylemektedir.

Ancak kendisi bir gazeteci olarak, başta meslektaşlarına yönelik yaygın tutuklamalar olmak üzere, Erdoğan Rejimi’nin hak ihlalleri karşısında kamuya açık biçimde tutum alamamakta, kalem oynatmamaktadır.

Somut örneğimizi bağlayalım, bu tutumu eleştirel ahlak açısından sorgulayalım…

Türkiye gibi ülkelerde, gazeteciliğin de akademisyenliğin de evrensel standartlar gözetilerek yapıldığında bir bedeli var. İktidarla, güç odaklarıyla karşı karşıya gelmek kaçınılmaz çünkü.

Ergenekon süreci oldukça sıcak bir ‘mücadele’ dönemiydi. Ben sözkonusu süreci destekleyenlerden biriydim. Hataları görmek ve onları eleştirmek şarttı. Ancak sıcak dönemde hataları görmek her zaman mümkün olmadı. Evet, bu büyük bir hata. Sözgelimi ben Ergenekon sürecindeki hatalara tepki göstersem, örneğin Sedat Ergin’in gösterdiği tepkiden daha etkili olurdu. Çünkü süreci destekleyen isimlerden biriydim.

Bu yanlışlıkları gördüğünü söyleyenlerin o dönemki sessizlikleri ise benimki gibi bir “hata” değil. Bir kar zarar hesabı yapmışlar ve eleştirilerini bedel ödeyebilecekleri düzeye yaklaştırmamışlar ya da hiç dillendirmemişler.

Bu ahlaki değil.

Daha vahimi ise aynı ahlaki hatayı bugün tekrar etmeleri.

Geçmişte tırnak içinde “Ergenekoncularla mücadele edenlerin gücü” karşısında suskun kaldıkları gibi, bugün de Erdoğan Rejimi’nin yaptıkları karşısında suskun kalmaktalar.

Ne tutuklu meslektaşları için mücadele ediyorlar ne de Erdoğan Rejimi’ne karşı entelektüel ve mesleki bir duruş gösteriyorlar.

Yaptıkları, güçlü karşısında sessizlikten ibaret.

Ahmet Altan ya da Ekrem Dumanlı hata yapmış olabilir ancak inandıkları doğrular için mücadele ettikleri için saygıyı hak ederler. Her dönemin sessizleri ve konformist eleştirmenleri saygıyı hak etmez.

100 binin üzerinde insan düşünceleri, aidiyetleri, etnik kökenleri nedeniyle işten atılmış ve 60 binden fazlası hapisteyken, düşünsel enerjinin sarfedilmesi gereken yer burasıdır.

Aynı ofiste çalıştığı arkadaşları tutukluyken, onlar için iki kelam edecek kadar dahi cesaret ve vicdan örneği sergileyemeyip, sosyal medya hesaplarını dahi kapatıp tabir caizse “arazi” olmak da ahlakla bağdaşmaz.

Entelektüel ahlak ve gazetecilik sorumluluğu, bedel ödemeyi göze almayı gerektirir. Terazisinin bir kefesine “başım belaya girer mi”yi koyanların terazisinden doğru netice çıkmaz.

Ahlaklı bir entelektüelin terazisinde böyle bir kefe yoktur.