Eugene O’Neill’in dilimizde “Günden Geceye adıyla bilinen “Long Days Journey Into the Night” adlı oyununun basımının ilginç bir hikayesi var.

Amerikalı yazar, gerçek kişilere dayandığı için oyununun ölümünden 25 yıl sonra yayımlanmasını istemiş. 1941 yılında bitirdiği taslağın mühürlü birer kopyasını yayınevi Random House’a ve Yale’deki O’Neill kolleksiyonuna göndermiş ancak arkadaşı George John Nathan’a da oyunun kendisi hayattayken yayımlanmasını istemediğini anlatan bir not göndermeyi ihmal etmemiş: “Bunun için oyunun içinde haklı nedenlerim var, bunu neden kendime sakladığım hakkında, okuduğunda sen de anlayacaksın.”

Ancak eşi Carlotta Monterey, bugün yazarın ‘magnum opus’u olarak nitelendirilen oyunu O’Neill’in isteğine rağmen 1956’da, yani yazarın ölümünden üç yıl sonra yayımlatmış. Bir yıl sonra da oyun yazara Pulitzer Ödülü kazandırmış. O’Neill’in yayıncısı Random House, Monterey’in isteğini önce olumlu karşılamamış ama çok geçmeden hukuki olarak yapabilecekleri bir şey olmadığını anlamışlar. Yine de oyunu yayımlayan Random House olmamış. Günden Geceye, Yale Üniversitesi Yayınları tarafından yayımlanmış, gelirin bir kısmı da yazarın üniversitede açtığı bursa aktarılmış.

NEDEN BASILMASINI İSTEMEDİ?

Peki, oyunda O’Neill’i bu karara almaya itecek ne vardı? “Günden Geceye” yazarın hayatına paralel bir seyir izliyordu. Romanın geçtiği yer olan Connecticut’taki ev, ailesinin eviydi. Oyundaki Edmund karakteri Eugene O’Neill’den, Mary Cavan karakteri de yazarın annesinden başkası değildi. Oyundaki baba figürü, yazarın babası gibi bir aktördü.

Eugene O’Neill elbette gerçek hayatı edebiyata taşıyan tek yazar değil. Edebiyat tarihinde gerçek kişilere dayanan pek çok roman kahramanı var. Marcel Proust’un Kayıp Zamanın İzinde romanlarından, son dönemin edebi fenomeni olarak değerlendirilen Knausgard’ın tamamen otobiyografik romanlarına kadar.

GERÇEK KİŞİLER ROMANDA YER ALMALI MI?

O’Neill’in başından geçenin yeniden gündeme gelmesinin nedeni, İngiliz yazar A.S. Byatt’ın bir söyleşisinin tekrar dolaşıma girmesi. Byatt o söyleşide tam da bundan yakınıyor: Gerçek kişileri roman kahramanı yapmak ona göre başkalarının özel hayatına el koymanın bir türü. Byatt’ın hedefinde daha çok tarihsel roman var bunları söylerken, özellikle de İngiliz yazar Hillary Mantel.

Byatt, “Bir karakteri birinin üzerine temellendirme fikrini gerçekten sevmiyorum ve bugünlerde ölülerin zihinlerinin içine girme fikrini de. Bu başkalarının yaşamlarına ve özellerine el koymak gibi geliyor. Başkalarını uydurmak onlara bir tür saldırı” diyor. The Children’s Book adlı romanında Oscar Wilde’ın olmasına ise “ama romancı ne düşündüğünü söylemiyor orada” cevabını veriyor.

Gerçek kişileri hikayelere koymamak için çok uğraştığını da söylüyor Byatt söyleşide ve uyarıyor: En azından bir intihar ve bir intihar denemesi biliyorum roman kahramanına dönüşmekten kaynaklanan.

Bu noktada, otobiyografik esin ile Byatt’ın bahsettiği gibi bir el koymayı ayırmak gerekiyor. Tintin’den Alice’e pek çok karakter gerçek kişiler üzerinden geliştirilmiş çünkü. Toni Morrison’un “Sevgili” romanının kahramanı Seth’in gerçek bir köleden ilham almasından, “Bülbülü Öldürmek”teki karakterlerden biri olan Dill’in Truman Capote’den esinlenerek yazılmasına kadar…