Atlar utanç duyar, geyikler yas tutar, keçiler yavrularını eğitir. Kuzgunlar arkadaşlarına ismiyle hitap eder, fareler yanlış seçimlerden pişman olurlar, kelebekler yavrularının büyüyebilmesi için en iyi yeri seçer. Hayvanların da insanlar gibi iç dünyası var yazar Peter Wohlleben’a göre.

ABD’de, Almanya’da ve Fransa’da geçtiğimiz yılın en çok okunan kitapları arasında yer alan Ağaçların Gizli Hayatı’nın yazarı Peter Wohlleben, doğayı anlatmaya Hayvanların İç Dünyası’yla (The Inner Life of Animals) devam ediyor. Almanya’da yaşayan bir ormancı Wohlleben, yani bir ormandan sorumlu.

Son dönemde hayvanların insanlarla paylaştığı duygular üzerine bilimsel pek çok araştırma yapıldı. Wohlleben’in kitabı daha çok gözlemlere dayansa da bu araştırmalardan da yararlanıyor.

Woohlleben hayvanlar konusunda bilimin sağladığı ilginç bilgileri paylaşarak anlatıyor gözlemlerini. Örneğin arıların sadece 28 gram bal elde etmek için 125 bin çiçek geziyor olması bile hayvanların dünyasının zenginliğini göstermeye yetiyor. Bu bilginin üzerine şunları da ekliyor yazar: Arılar unutmuyor, örneğin bir arıya kötü davranmışsanız gelip sizi bir şekilde buluyorlar. Öte yandan yazarın “kalabalığın zekası” dediği bir özellikleri de var. Bu sayede nektar kaynaklarını kolaylıkla bulabiliyorlar. Bunun için birbirleriyle iletişim içindeler, bu iletişimin kaynağı ise dans etmek.

GEYİKLERİ DOYURMAYA ÇALIŞMAYIN

Kitapta hayvanların iç dünyalarının pek çok özellikleriyle bize benzediği savunuluyor. Annelik içgüdüleri, yavrularını koruma refleksleri bunların başında geliyor. Yazara göre hayvanlar da insanlar gibi şükran duyuyor, eğlenmek istiyor, hatta ufak oyunlara başvurup yalan bile söylüyorlar. Atları gözlemlerken ise şu sonuca varıyor Wohlleben: En önemli özellikleri hakkaniyet ve yaşlanmaktan bizim gibi onlar da hoşlanmıyorlar.

Wohlleben, bahçesine ve ormanına bakarak yaptığı gözlemleri anekdotlar halinde anlatıyor. Sincapların kış halleri örneğin. Sincaplar yazarın gözlemine göre hafif bir uyuşukluk haline bürünüyorlar kışın. Ama tam olarak da kapatmıyorlar kendilerini. Karınları acıkıyor ve sakladıkları yiyeceklerini bulmaları gerekiyor doymak için. Kışın toprak değişmiş olduğundan bulmakta zorlanan ve bu nedenle ölen çok sincap oluyor ya da sadece nereye koyduğunu unuttuğu için ölen.

Kitapta altının çizilmesi gereken birkaç nokta var. Balıkların tutulurken acı çektikleri bilgisi bunlardan biri. Kitabın bütününe yayılan ve deneyimlerle dile getirilen bir gözlemse hayvanların doğal yaşamına çok da müdahale etmemek gerektiği; geyikleri doyurmaya çalışmamak gerekiyor örneğin.

KUZGUNLARIN EVLİLİĞİ

Kuzgunlar, Wohlleben’in kitabında özel bir yere sahip. Şaşırtıcı derecede karmaşık bir yapıları var. Eşine en sadık hayvan onlar, tek eşle ömür geçiriyorlar. Yazar bunu bir tür hayvan evliliği olarak tanımlıyor.

Wohlleben’a göre kuşlar genel olarak en fedakâr hayvanlar. Tehlike geldiği zaman diğer kuşları uyararak tehlikeyi üstlerine çekebiliyorlar. Kargalarsa şükran duyuyorlar. Wohlleben, küçük kız Gabi’nin kargalarla olan hikâyesini anlatıyor bu örneklendirmek için. Gabi bebekken bahçede yemeğini yere dökermiş. Kargalar da bundan yararlanır karınlarını doyururlarmış, sonra Gabi bunu bir alışkanlığa dönüştürmüş ve beslemeye başlamış kargaları. Onlar da Gabi’ye çerçöp taşıyarak teşekkür etmeye başlamışlar ve iyiliğinin karşılığını kırık dallar, cam parçaları, çöpler taşıyarak göstermişler.

Wohlleben’in kitabında daha çok gözlemleyebildiği hayvanlar bulunuyor. Öte yandan bilimsel araştırmalar da hayvanların iç dünyasının zenginliği argümanını destekliyor. Örneğin filler birbirleriyle karşılaştıklarında hortumlarıyla selamlaşmayı adet edinmişler, onlar da yas tutuyorlar, oyun seviyorlar, şefkat duyuyor, fedakarlık yapıyorlar ve unutmuyorlar.

Wohlleben’ın kitabı yeryüzünü paylaştığımız hayvanlarla sandığımızdan daha yakın olduğumuzu kanıtlıyor.