Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Fransa ziyareti kısa ama olaylı geçti. Fransa’nın çiçeği burnunda Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Erdoğan iki ülke ilişkilerinde yeni bir sayfa açıyor. Macron bu ziyaretle ne hedefliyordu ve ne buldu ? Erdoğan açısından ziyaretin eksileri ve artıları nelerdi ? Bu sorulara kısaca cevap vermeye çalışalım.

Erdoğan’ın Paris ziyareti Macron’un “realist diplomasi” olarak adlandırdığı dış politika stratejisinin bir parçası. Macron, AB’nin fiili lideri Alman Şansölyesi Angela Merkel’in otoriter ve popülist dünya liderleriyle sorunlu ilişkisini dikkate alarak bu alanda öne çıkmak istiyor. Merkel’in Putin, Erdoğan ve Trump gibi liderlerle ikili ilişkileri çok iyi değil. Macron ise hem Trump’la hem Putin’le daha sıcak bir ikili ilişki kurmayı başardı. Fransa Cumhurbaşkanı, ABD’den bağımsız olarak İran rejimi ile de benzer bir şekilde dengeli bir ilişki kurma gayreti içinde. Erdoğan’la yakın ilişki kurma çabası da işte bu “realist diplomasi” teorisinin bir parçası. Macron’un Erdoğan’ın Paris ziyaretine yönelik eleştirilere verdiği “Ahlaki kaygılarla hareket etmek bizi zayıflatıyor.” cevabı aslında dış politikasının bir özeti.

Fransa Cumhurbaşkanı iki sebeple kamuoyu baskısına ve eleştirilere kulak tıkayarak Erdoğan’ı ağırladı. Birincisi, Türkiye-Fransa ilişkilerinde Almanya’dan doğan boşluğu doldurma fırsatı. Macron, Almanya ile gerilen ilişkilerin Fransa’nın Türkiye’de savunma, ulaşım, tarım ve turizm alanında büyük ihaleler kazanması için bir fırsat olarak görüyor. Elysée Sarayı’ndaki basın toplantısında imza atılan antlaşmalar, et ithalatı, THY’nin Airbus alma taahhüdü, Fransa-İtalya konsorsiyumuna füze savunma sistemleri ihalesi verilmesi Macron’un bu arzusunu gerçekleştirdiğini gösteriyor. Yine ikili ilişkiler açısından en önemli mesele, son 1 yıldır Türk ve Fransız istihbaratları arasında yeniden bir sağlıklı bir diyalog kurulmuş olması. Fransız tarafı, Türkiye’nin Suriye’den geri dönen Fransız “cihatçı” akını konusunda iş birliğinden çok memnun. Türk Dışişleri’nin ısrarlı talebiyle gerçekleşen Paris ziyareti de aslında bu iş birliğinin de bir meyvesi.

Bu ziyaretin Macron açısından ikinci hedefi ise AB’nin çıkarlarını korumaktı. 15 Temmuz’dan bu yana Ankara’nın Berlin ve Brüksel’le ilişkilerin donma noktasına gelmesi, Türkiye-ABD ilişkilerindeki gerilim Türkiye’yi Rusya’ya daha da yakınlaştırıyor. Macron, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın AB dosyasında ilk aklına gelen lider olmak istiyor. Türkiye’nin Rus eksenine savrulmasının Avrupa açısından büyük bir tehdit olduğunu savunan Macron, Ankara’nın diplomatik izolasyona tabi tutulmasının hata olduğunu belirtiyor. Nitekim, Rusya’nın S-400’lerine alternatif olabilecek füze savunma sistemleri antlaşmasının Elysée Sarayı’nda imzalanması Türkiye’yi Rusya’dan uzaklaştırma stratejik hedefinin bir ayağı. Macron’un bu ikinci hedefinde başarıya ulaşıp ulaşmayacağını zaman gösterecek.

Ziyarete Türkiye açısından bakmak gerekirse hem artılar hem eksiler var. Her şeyden önce, Batı başkentlerine ziyaretleri gittikçe seyrekleşen Erdoğan açısından Paris ziyareti çok önemliydi. İç kamuoyuna verilecek mesaj ve görüntü açısından bir başarı olduğuna kuşku yok. Ziyaretle birlikte Türkiye’deki sistematik insan hakları ihlallerinin Avrupa’da oluşturduğu negatif havanın dağıtılması hedeflendiyse bu açıdan büyük bir başarısızlık söz konusu. Eğer ziyaret 3-4 gün önce değil de iki hafta önce öğrenilmiş olsaydı çok daha büyük bir PR felaketi yaşanabilirdi. Erdoğan’ın Paris’e ayak basmasından önce insan hakları örgütleri, barolar, üniversiteler, gazetecilik teşkilatları açıklamalar yaptı. Türkiye’deki KHK mağdurları, siyasi mahkumlar, gazeteciler kısacası tüm mağdurların ismi bu ziyaret esnasına daha çok duyuldu. 15 Temmuz sonrası Türkiye’de yaşananlara kamuoyu hassasiyeti bilakis arttı. İktidar partisi sözcüsü, muhalefet partilerinin eleştirileri üzerine “eski Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin Kaddafi’yi Elysée’de ağırladığını” hatırlattı. ABD, Yunanistan ve Fransa ziyaretleri arka arkaya düşünüldüğünde, her Batı başkentindeki yaşanan irili ufakları PR skandallarının bir sonraki Batı ziyaretini daha da zorlaştırdığını söylemek mümkün.

Ankara uzun süredir Avrasya bloku ile Batı ittifakı arasında bir vals yapıyor. Türkiye bir siyasi rejim değişikliğine doğru giderken Türk Hükümeti açısından iki blok arasında bir denge tutturmak, iki tarafa da mavi boncuk dağıtıp hangi ittifaka yakın olduğu konusunda bilinçli bir müphemlik bırakmak çok önemli. Bu sayede Batı’ya insan hakları vs. deyip iç siyasetime karışırsan Rusya’ya giderim diyebiliyor. Putin’in satranç hamlelerinde köşeye sıkıştığında Batı kartını kullanabiliyor. AB ile yeniden barışma gayesiyle yola çıkan Erdoğan, Paris ziyaretiyle bu anlamda da önemli bir başarı elde etti. Fransa’da dağıtılan mavi boncukların Almanya’yla normalleşmeyi de hızlandıracağını öngörebiliriz.