”O zaman Doğu Almanya`ya git de bak sadece göz ve saç rengin koyu olduğu için sana nasıl davranıyorlar” dedi genç. An içinde sessizlikten bir duvar örülmüştü. Duvarlardan Frank Walter Steinmeier da bahsetti.

Bu görünmeyen duvarlar bir nebze Batı ve Doğu Almanya arasında var. Steinmeier’ın dikkat çekmek istediği ise mülteciler ile Almanlar arasındaki duvar.

Ve o görünmez duvarı örmek isteyenler ”Seçim sonuçları toplumda duvarların örülü olduğunu gösteriyor” demişti Steinmeier ve ekledi ”anlayış göstermek ve anlayış görmek memlekettir.”

Almanya İçişleri bakanlığının sorusuna cevap olarak Parlamento 2016 yılında sadece mülteci kamplarına ve mültecilere karşı 3 bin 500 saldırı gerçekleştiğini belirtti. İçişleri bakanlığının istatistiğine göre aşırı sağcılar 23 bin suça karışmış.

Aşırı sağcı çevrelerde aktif 23 bin insan var. Bu suç rakamları yeni bir rekor olmakla beraber akla bir çok sorular getiriyor. Aşırı sağcı çevrelere giren herkes mi suça karışıyor? Bunca suç bireysel işlenmiş olabilir mi? Neden bu suçlara ve suçlulara göz yumuluyor?

Bazı insanlar X gününe yaklaştığımızı düşünüyor

Heidi Benneckenstein (24) inanmış bir aşırı sağcıydı. Demeç verdiği gazete onu böyle tanıtıyor. Heidi radikal sağcı bir ailede yetişti. Ailesi onu Memlekete sadık Alman Gençler (Heimattreue Deutsche Jugend kısa: HDJ) derneğine ve aşırı sağcıların kamplarına gönderdi.

Orada gençlere X gününü beklediklerini ve X gününde Alman devletinin yıkılması ile beraber aşırı sağcıların devleti ele geçireceklerini söylüyorlardı. Bir süre sonra genç kadının çevresinin tamamı nazilerden ibaretti. Gençlik kamplarına sadece varlıklı ailelerin çocukları katılıyordu.

Aşırı sağcılar kendi elit grubunu yetiştirmek istiyor. ”Bir keresinde Berlin’den, bir işçi çocuğu katılmış ve bu çok dikkat çekmişti” dedi. Aşırı sağcılar kamplarda gençlere X gününe hazırlık yapmayı öğretiyor.

Mesela yemek rezervler oluşturarak ve olağan üstü durumlar için evde herkese yetecek kadar uyku tulumları bulunduruyorlar.” Heidi, NSU terör hücresi davası sanıklarından Ralf Wohlleben ile de aynı ortamda bulundu.

Wohlleben için ”sanki kendinde değildi” diyen Heidi Benneckenstein ”Wohlleben’ın, Wolfram Nahrath gibi inançlı bir Neonaziyi avukat olarak tuttu, üstelik o da eski HDJ üyelerinden.

Bunları açıktan açığa yapmaları bence görgüsüzlük” dedi Heidi, ”aşırı sağcı bir partinin parlamentoya girmesi bu insanlar için X gününün çok yakında olduğu anlamına geliyor” diyor. Radikal sağcıların arasında Heidi’de şiddete başvurdu. Mesela fotoğraf çeken bir haberciyi tekmeleyerek darp etmiş.

Geçmişiyle yüzleşen genç kadın ”Yaptıklarımı hatırlayınca bugün bende şok oluyorum” dedi. İkna olmuş aşırı sağcı olarak Heidi, radikal çevreleri nasıl terk etti? Eleştirerek. Hemde bir çok kez. İlk çocuğuna hamile olunca çevresini daha çok sorgulamaya başladı.

Artık yanlışların karşısında gözlerini kapatmak istemiyordu. Heidi, aşırı sağcı organizasyonlarla ilgili ”bazıları aşırı sağcı organizasyonları yasaklayınca gizli devam ederler diyor ama bu argüman başlı başına bir safsata. Aşırı sağcıların işini olabildikçe zorlaştırmalı bu çok önemli“ diyor.

Güzel kelimeler radikallere kalmamalı

Yeşiller Partisinden Robert Habeck bir röportajın da memleket ve vatan gibi kelimeleri kendi tarihlerimiz ile doldurmalıyız dedi. Çoğulcu toplumların bir tek tarihi olmaz, tarihleri olur. Feminist tarihi vardır, insan hakları tarihi vardır, göç tarihi vardır, sömürgecilik tarihi vardır, baskı altında tutulan sanatın tarihi vardır ama sadece anlatılan tarih ise Maskülin tarihdir.

1933’den sonraki üzücü olaylar sebebiyle memleket gibi kelimelere karşı bir antipati oluştu. Özellikle gençler ve eğitimli insanlar ”memleket” sloganını hiç sevmiyor.

Memleket gibi kelimeler hep aşırı sağcılar ile ve ”kahverengi sos” ile aynı cümlede anılıyor. Oysa suçlu olan memleket değil, suçlu olan insan. İnsan doğduğu ve büyüdüğü yeri nasıl sevmez? Doğal olanı sevmektir. Hemde bütün dünyayı, çünkü hayat bir ev ve bahçeden ibaret değildir. Gezmek gerek, çünkü gezmek memleketini seyahat ederken bulmaktır. Seyahat diyorum turistik tuzak değil.

Gezerken, yeni insanlar ve farklı kültürler ile tanışarak kendini ve kültürünü daha iyi tanır insan. ”En tehlikeli dünya görüşü, dünyayı görmemiş insanların dünya görüşüdür” demiş Humboldt.

Alman dilini, kimliğinin merkezi olarak gören radikal sağcıların unuttuğu bir şey var. ”Alman dili çok farklı din ve ırktan olan insanlarında kimliğinin merkezinde, hem de onlarca yıldır bu böyle. Gerçeklerden uzak kalan radikal partilere kalmamalı güzel kelimeler. Vatan ve memleket kelimeleri ise asla.