Başkanlık Sistemi’ne geçiş tartışmalarının alevlendiği 2015’in son günlerinde Erdoğan ağzından bir “Hitler cümlesi” kaçırmıştı.

Üniter devletlerde başkanlık sistemi olabileceğini anlatan Erdoğan, “Hitler Almanyası’na baktığımızda da bunu görürsünüz” demişti.

O cümle, Erdoğan’ın, inşa etmek istediği rejim için Hitler yöntemini ‘çalıştığını’ gösteriyordu. İlerleyen günler, hayallerindeki rejimde örnek alınanın sadece Hitler olmadığını gösterdi.

Son iki yıldır hummalı biçimde paramiliter bir güç inşa ediliyor Türkiye’de adına HÖH ya da SADAT denen.

Alınan örnek ise BESİC’in kopyası.

Besic Direniş Gücü; Ayetullah Humeyni tarafından 1979’da İran’da kuruldu. Gönüllülerden oluşan bir milis gücü.

Devrim Muhafızları’na bağlı olarak çalışıyorlar. Karargahları camiler. Üyelik işlemleri camilerde yapılıyor. Çocuk yaşta üye olunabiliyor. İddialara göre her camide Besic için bir oda bulunuyor ve odada kalaşnikof türü birkaç silah hazır tutuluyor.

Camiler merkez alınınca, her mahallede her köyde, yani ülkenin her alanında rejimin kolu bulunuyor. İstihbarat toplama yanında bazı durumlarda fiili olarak harekete geçiyorlar.

Her perşembe akşamı Besic üyeleri camilerdeki silahları alıp bazı noktalarda yol kontrolü yapıyor. 15 yaşındaki bir Besic militanını elinde kalaşnikofla yol kontrolü yaparken görebiliyorsunuz. Aracınızda uyuşturucu, alkol ya da rejime ciddi muhalif bir belge bulunduğunda polise bildiriyorlar.

Besic üyeleri düzenli maaş almıyorlar ama çeşitli biçimlerde ödüllendiriliyorlar. Üniversiteyi kolay kazanmak, devlet işlerine kolay girmek, yardımlardan kolay faydalanmak gibi.

Basic’e giden çocuk ve gençlere yazın sürekli kamp ve piknik tarzı etkinlikler düzenleniyor, çocuğun fikri yapısı burada değiştirilip milis haline getiriliyor.
Her meslekte Besic yapılanması var. Öğretmen Besic teşkilatı, mühendis Besic teşkilatı, çiftçi besic teşkilatı gibi.

Yerel Halk Besic’i en yaygın ve geniş olanı.

Her etnik kökenden İran vatandaşları katılabiliyor. Ancak Kürtler belli bir noktaya kadar yükselebiliyor fiiliyatta.

Besic’in esas yüzü rejim kendini tehlikete hissettiği an ortaya çıkıyor. Ülkede ya da ülkenin bir bölümünde terör ya da gerilim durumu yükseldiğinde Devrim Muhafızları emir veriyor ve Besic üyeleri silahlarıyla her köşeyi tutup kontrol altına alıyorlar.

Besic militanı yol kontrolünde gerilim çıktı ve birisini öldürdü diyelim, bu durumda mahkeme devreye giriyor. Görevi nedeniyle yapmışsa suçlanmıyor. (Son KHK’yı hatırlayın)

Besic üyelerinin ayda bir silahlı eğitimi oluyor. Kamuya ait belli yerlerde atış ve silah kullanma tatbikatı yapmaları gerekiyor düzenli olarak.

Besic’in 10 milyondan fazla üyesi olduğu tahmin ediliyor. Bu haliyle rejim için Hava-Deniz-Kara Kuvvetleri’nden sonra dördüncü kuvvet.

Normal şartlarda barış zamanlarında devrede olmayıp sadece savaş zamanında halk direnişini örgütlemek gibi bir propagandayla yola çıkmış ancak zaman içinde her an devrede olan ve halkı baskı altında tutmanın aparatına dönüşmüş.

Devletle kadrolu bir bağları olmayıp paramiliter alanda olmaları İran Rejimi’nin işini kolaylaştırıyor. Örneğin Suriye’de savaşmaya gönderilip bol parayla ödüllendirilenlerin çoğu Besic Milisleri.

Aynı şekilde Irak Kürdistanı’nda referandumdan sonra bölgeyi kontrollerine alan ve Heşd-i Şabi olarak nitelenen kişiler de Besic üyelerinden oluşuyor.

Türkiye’de Halk Özel Harekat (HÖH) ya da SADAT, Besic örnek alınarak inşa edilmiş görünüyor. HÖH Başkanı geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada “Sadece Müminlerin Emiri’nin talimatıyla harekete geçeceklerini” söyledi. Kastettiği kişi Erdoğan.

Besic de aynı şekilde İran’da rejimi elinde esas bulunduran kişi olan Dini Lider Hamaney’e bağlı. Hamaney ise Besic’i Devrim Muhafızları’nın komutanı üzerinden yönetiyor. SADAT ve HÖH’ün Hakan Fidan tarafından yönetilmesi gibi. İnşasının da Fidan’ın fikirleriyle olduğunu söyleyebiliriz zaten.

Son çıkan KHK’yı Besic örneği üzerinden incelediğimizde taşlar yerine oturuyor. Besic üyelerinin sahip olduğu yasal kalkana, Erdoğan Rejimi’nin paramiliter güçleri de son KHK ile kavuştular.

Besic’le ilgili geniş bilgileri aynı mülteci kampında kalmakta olduğum doktorasını yarım bırakmış İranlı mülteci bir Siyaset Bilimi mezunundan aldım. Kendisi İran’dan kaçtıktan sonra 4 yıl Türkiye’de kalmış. Sonra Türkiye’deki şartların da İran’a benzemeye başlamasıyla soluğu Avrupa’da almış.

Tüm yaşadıklarına rağmen kendi ülkesini anlatırken, “Yavaş yavaş da olsa biz özgürleşmeye yol alıyoruz, Türkiye ise tersi yolda ilerliyor, İran’da Humeyni Rejimi’nin inşa edildiği yıllar gibi” değerlendirmesinde bulundu.

OHAL dönemi KHK’larını hatırlayınca “haklısın” demekten başka çare kalmıyor. İran’da özgürlük için insanlar sokağa dökülürken, yılbaşı kutlamaları için Taksim’in kapatılıp bütün İstanbul’un ablukaya alındığı bir ülkede protestoyu bırakın gık çıkmıyor.

Son KHK ile aldıkları güçle paramiliter yapılanmanın ivme kazandığı muhakkak. Sonrasında ne olacağını anlamak için müneccim olmaya gerek yok. Bu tip rejimlerin paramiliter güçleriyle ilk ne yaptıklarını hatırlamak yeterli.