Anarşik!

Ne sözlükteki karşılığı, ne felsefi anlamı, ne ideolojik boyutu hakkında fikirleri yoktu. Sadece matah bir şey olmadığına imanları tamdı.

Geleneksel siyasi yapıları, üretim araçlarının sahiplik ilişkilerini reddeden toplumcu ideolojik duruş gibi kavramlardan da bihaberdiler.

Mahalle kahvesinde bıyıkları üst dudağını kapatan solcu genç hoşlarına gitmeyen bir iki kelam etmeye görsün, susturulurdu:

– Anarşik misin ulan sen!

Protest müzik dinliyorsa, kızlı erkekli dolaşıyorsa iyi gözle bakılmazdı. Hele okudukları kitap alışılandan biraz kalınsa, mahpus yatmış bir yazarınsa, hiç hayra alamet değildi. Kürt kelimesi cümle içinde, Kürtçe şarkı nakaratında bile kullanılmamalıydı.

Tedirgin babalar, müşkülpesent anneler büyük şehire yolladıkları evlatlarına sıkı sıkıya tembih ederlerdi:

– Sakın anarşik olaylara karışma e mi yavrum, uyma onlara sen…

Korkuları etraftan duydukları, gazetelerde okudukları, televizyonda gördükleri öğrenci kavgaları gibi görünse de aslında devletle yüz-göz olma ihtimalleriydi.

Bir kere polis kayıtlarına girdi mi, jandarma takibine takıldı mı bilirlerdi hayatlarının alt-üst olacağını. İş vermezlerdi, memuru yapmazlardı. Avukatı nerede bulacaksın, savcıya ne diyeceksin, hakime maruzatını nasıl anlatacaksın hem…

Hem sonra oğlan, kız mahpuslara düşerse ne der konu komşu…

Hatırlıyorum da, henüz doğalgazın büyükşehirlere ulaşmadığı dönemde bir gün annemi Zülfü Livaneli’nin kasetlerini sobaya atarken yakalamıştım. Ne yapıyorsun anne demeye kalmamıştı ki, kızgın sobadan odayı kaplayan bir plastik kokusu yayıldı. Gitmişti bizim ‘Komümist Rıza’dan ödünç aldığım kasetler. Rıza’nın komünistliği de Cumhuriyet okumasından ve özgün müzik dinlemesinden gelirdi. Damardan Ahmet Kaya bantlarının karşısına bazen Hasan Sağındık çıkarırdım ama ben bile tatmin olmazdım. Oturur okul çıkışı birkaç laflar, müzik dinlerdik steryo teyplerden. Neticede aynı mahallenin çocuklarıydık. Tek katlı, iki göz odada kıt kanaat geçiniyorlardı. Yerinden yurdan edilmişlerdi de, kimseye hallerini anlatamıyorlardı.

Oysa, annemin bahanesi hazırdı:

– Bunları dinleye dinleye anarşik olacaksın!

Herkeste Seksenler dizisininin Bekçi Bekir’ine benzer bir teyakkuz hali vardı nedense.

Erzurum şivesiyle konuşan Bekçi Bekir için eylemde yakalanmaya, suçüstü yapılmaya bile gerek yoktu. Mahallenin saçı sakalı birbirine karışmış okumuş delikanlısı Nevzat, kadınların çalışmasıyla ilgili bir “Abi ne var bunda, kadın da çalışsın, üretime karışsın” demesi yeterdi yaftayı yapıştırmak için.

Bekçi Bekir’in cevabı her zamanki gibi hazırdı:

– Hele senin konuşmana, hele senin hareketlerine, hele o anarşik kelimelerin ağzından dökülüşüne, yav öyle şey olur mu?

Elbette kahveci Mesut’un konuyla ilgili, “Hem dışarda binbir türlü adam var, nereden bileceksin, nasıl koruyacaksın kadını” sözüne genç Nevzat’ın kitabi yaklaşımı içinden geçtiğimiz için ne kadar naif kalıyor.

– Mesut Abi, kadını ne sen korursun, ne ben korurum. Kadını yasalar korur…

2017 Türkiye’sinde Anayasa da, yasalar da 80’lerin, 90’ların tel dolaplarında, formika çekmecelerinde kilitli kalmış. O günlerin mütedeyyin babaları, mütereddit anaları için kanun manun yok! Kanun hükmünde kararnamelerle yuvalar dağıtılıyor, ocaklar söndürülüyor. Dedeler cuma çıkışları karakola çekiliyor, nineler mahalle pazarında biber-domates satarken derdest ediliyor.

İşte, Gülen teyze…

Kaderin garip bir cilvesi, ne soyadıyla adaş olduğu Fethullah Gülen’i tanır, ne ByLock bilir…

Medyascope portalında yayınlanan 4 dakika 17 saniyelik video bugünkü Türkiye’nin özeti gibi.

Sabahın ilk ışıklarıyla Aksaray Emniyet Müdürlüğü’nün bahçesinde küçük operasyon grupları ellerine tutuşturulan adresleri kontrol ediyor. Sonra düğün alayı havasında emniyet yerleşkesinden çıkıyorlar, arada bir kornaya basarak dar sokaklardan, delik deşik yollardan basın mensuplarıyla birlikte mahallelere dağılıyorlar.

Av zamanı!

Mahallenin muhtarı veya erkencisi bir şahıs, seferberlik vazifesi eda ediyor ciddiyetiyle bir kadın iki erkek polisi Gülen teyzenin gecekondudan hallice evine götürüyor.

“Pazarda” diyorlar…

Baskın, basanındır.

İki polis, bir savcıyla Türkiye’nini yarısını kriminalize eden ve ‘terörist’ yaftası yapıştırmayı başaran ‘örgütlü kötülük’ henüz siftah bile yapmamış Gülen teyzeyi tezgahının başında kıskıvrak kıstırıyor.

Bütün pazarcı esnafı şaşkın.

Domates, biber satarken polisi karşısında gören, gözaltına alınacağı tebliğ edilen Gülen D. de şaşkın. “Beni neden gözaltına alıyorsunuz. Yanlış olmasın. Benim kimseyle alıp-veremediğim yok.” dese de kar etmiyor. “Ben sebzemi ne yapacağım. Ne zaman çıkarım.” dese de faydasız…

Erkek polislerden biri Gülen teyzenin arkasında, biri yanında. Diğer yanında ise dar blue-jean’in üzerine giydiği polis yazan yeleği pahalı bir eşarbın tamamladığı ‘yeni nesil’ kadın polis var. Pazar yerinin ortasından plastik papuçla şık spor ayakkabı, çiçekli şalvarla dar kot pantolon, pazar işi örtü ile marka eşarp ‘merkez’e kadar birlikte geliyor.

Her seferinde teyze kadın polisi tersliyor:

– Bırak beni, yürürüm ben. Kaçacak mıyım?

Fakat asıl dram görüntünün devamında. Sade giyimli, temiz yüzlü kendi halinde genç kadınlar, okumuş yakışıklı delikanlılar teker teker polis merkezine taşınıyor.

Bir sabah, Türkiye’nin küçük bir ilinde, onlarca insan kuşluk vakti olmadan çoluğun çocuğun, annenin babanın gözleri önünden sokağından, pazarından, çarşısından toplanarak gözaltına alınıyor.

Bazıları yüzlerini kapatıyorlar. Kendilerine eşlik eden polisler, “Utandın mı da yüzünü kapatıyorsun” diyor.

“Bak biz utanıyor muyuz” dercesine…

Zaman değişse de zihniyet aynı.

Kenan Evren’nin tek kanallı siyah beyaz televizyonunda akşam ajansında her gün tekrarladığı ‘anarşik’ kelimesi ‘terörist’le becayiş yapıyor. Yandaş kanallar, yancı patronlar, paralı troller-troliçeler, şuursuz kalabalıklar ağız birliği etmişçesine aşağı terörist, yukarı terörist…

Fakat kahramanlar gençlik heyecanıyla olaylara karışan, saf tutan, kavga eden çocuklar değil sadece.

12 Eylül’ün cunta ahlakından bile nasiplerini almadıkları için olsa gerek, düz mafya yöntemleriyle ne oğul tanıyorlar ne kız, ne kızan… Açmışlar bir torba, bastonlu büyükbabaları, tekerlekli arabada nineleri ahir ömürlerinde devletin soğuk yüzüyle tanıştırmaya götürüyorlar.

Çocukları için korktukları şimdi kendi başlarına geliyor.

Onlardan değilsen, teröristsin çünkü.