Bakıyorum yok…

Her zaman içine cherry domatesleri koyduğum kap, buz dolabının doğru yerinde ama içinde haşlanmış ve steçle sarılmış mısırlar var. Mısır mı? Mısır iyi bir şey değil ki! Esasen iyi de, artık iyi değil, her şeyiyle oynadılar, bir ismi mısır kaldı.

Annem “çok çalışan” kızına yardıma gelmiş dün öğlen heralde. Buzdolabında da küçük bir devrim yapmış.

Yok darbe bu, kesin darbe. Devrimi halk yapar, devrim başka bir şey…

Bu evime, dolabıma, kahvaltıma yapılmış açık ve hain bir darbe girişimi. Ben şimdi rejime özel kahvaltımda o cherry domateslerin yanına, biraz beyaz peynir, üç-beş zeytin koyup yiyecektim. Normal domates yerine cherry koyunca çocuk gibi seviniyor insan….

Annemi arayıp nerde domateslerim desem, ayıp mı olur?

Ben bir kahve-sigara ile güne başlayayım öyleyse… Baş örtülü kadının mı sigara içmesi daha kötü, yoksa başı açık olanın mı acaba ağabeylere göre?

Herhalde ben böyle açık saçık bir kadın olarak zaten günahkarım, sigara pek bir etki etmeyecektir. Anne tarafımda da “gavurluk” var… O açıdan sigara içtiğim için suçlanamayacak kadar zavallı bir mahlukatım…

Ama siz benim başımı örtmediğime bakmayın, benden ümidinizi kesmeyin, sizinle paylaşacağım daha çok şeyim var!

Paylaşmak güzeldir demişlerdi bize çocukken, o da yanlışmış meğer. Bu yaşta her şeyin yalan, her şeyin yanlış olduğunu tecrübe etmek de yorucu bir şey. Yeni devlet kuruluyor alışkanlıklarımız da değişecek.

Paylaşmak yok, paylaşmak yasak! Ama satabiliriz, hele biz kadınlar. Kendimizi mevki için, yandaş koca ile evlenip hayatımızı kurtarmak için satabiliriz!

Nedir canım elimize mi yapışır! Koyun telefonunuzu, tabletinizi iki dakika kenara, serin seccadenizi, durun namaza, ama kırmızı ojelerinizi silmeyi unutmayın! O önemli! Sonra laf söz oluyor, çok mağdur kadın var…

Ne diyordum, iki fotoğraf patlatın, koyun sosyal medyaya, bu kadarını yaptınız ise kafi, Allah kabul eder diyorlar, toplayın seccadeyi. Bu arada bu seccadenin sağı solu varmış, bir bilene sorun, ona da takıyorlar sonra. Anlamıyorlar ki niyet önemli!

Şimdi bu dua ederken, namaz kılarken çekilen fotoğraflar önemli. Neden? Beyimiz olacak adam ilerde biri “Yav senin hanım zamanında şu gazinoda şarkı söylemiş, bununla 2 sene, onunla 3 ay, bir diğeri ile 17 gün takılmış diyorlar” dediğinde “ O kapandı, namazında niyazında artık” diyebilir, çat fotoğrafı gösterebilir. Tövbe edebilmek müthiş güzel bir şey ya! Bir de baş örtüsü falan pratik şeyler, tak takıyorsun, devran döner çıkarırsın, tatile gider çıkarısın, kocayı değiştirir çıkarsın! Burun estetiği gibi bir şey değil kısaca.

İstediğim kahvaltıyı edemedim, üstüne gazete okuyunca daha da sinirlendim.

Anne sen ne yaptın ya benim cherry domateslerimi… arasam kesin ayıp olacak, “domates kadar hatırım yok kızım için” deyip, 3 gün “hasta olacak” annem, sonunda ben yine kızımın da elini tutup çikolataydı, çiçekti alıp, anneme gidip, gönlünü alacağım. Tamam da, ne ister benim organik domateslerimden… Zaten gündem berbat, zaten nefes alınmıyor…

Gıda mühendisi olan Kübra Ağca Hoşaf üretim projesiyle bilmediğim bir yarışmanın finaline kalmış, röfleli, beyaz Türk, atasının kızı kadınlarımız sosyal medyada ateş püskürüyor! “Bu çağda hoşaf mı???”

Okudum. Kızın fikri dalga geçilecek bir fikir değil aslında. Okumadan anlamadan sazan gibi atlamış yine “Modern ablalarımız”.

Kız, hoşafı baştan icat etmemiş, içine katkı maddesi koymadan ve pastörize etmeden rafta satma yolunu bulmuş.

Kübra hanım, açık olsa ve hoşaf yerine ananas suyu gibi “modern” bir içecek üzerinde çalışsa, hem kadın girişimci olduğu için hem de herkesin organik ve katkısız gıda derdine düştüğü bugünlerde oldukça beğenilir “İşte Cumhuriyet’in kızı” denebilirdi..

Kısaca, konu başörtülü kadın ve fazla Anadolulu bir unsur olan hoşaf olduğu için modernlerimiz kendisi ile dalga geçme hakkı bulmuşlar.

Bu modern beyaz kadınlar ayrımcı ve cinsiyetçiler.

Hoş bu “AKP’nin yeni kızları” da ayrımcı ve cinsiyetçiler…

Biz de aman hiçbir kadının hakkı yenmesin diye, kendimiz paralıyoruz. Birine göre diğeri “Allahsız, rezil” diğerine göre öbürü “gerici, salak, köylü”.

Geçen bir kadın arkadaş “Biz Atina’ya yerleştik tatlım, artık Türkiye yaşanılır yer değil” diye mesaj göndermiş. Arkadaş dediğim komşu, Kadıköy Moda caddesinde 19 Mayıs, 23 Nisan kaçırmayan bayraklar asan, “ İzmir’den Yunan’ı denize döktük” diye kadın sohbetlerinde övünen biri.

Türkiye gittikçe yaşanılmaz oluyor, o kısım doğru. Ama sen o kadar sene Rum, Yunan, gayrimüslim düşmanlığı yapıp “ Dedeciğim, İsmet Paşayı çok severdi ama, 6-7 Eylül yetmez, bu gavurlara Hitler gibi kesin çözüm bulmak lazımdı derdi” diye kelamlar edip, şimdi Yunanistan’a göç…

Yeni trendimiz yüzsüzlük. Tüm ümidim Yunanistan’da Yunan milliyetçileri tarafından dışlanması. 50 yıl Türkiye’de Kürt, Ermeni, dindar demeden ezdiler, nasıl bir şey olduğunu hissetmelerini arzu ediyorum. Hayata öğrenmeye geliyoruz sonuçta…

Sabahları haber okumayacağım artık, kahvaltı etmeden asla okumayacağım, mideme ağrı giriyor.

Ne biçim ülke, ne biçim insanlar, ne biçim değerler. Hep mi zordu yaşamak bu kadar!

Ne yaptı bu kadın benim domateslerimi ya! Arayacağım!

-Anne selam, nasılsın? Dün sen bize mi uğradın? Dolapta bazı şeyleri bulamıyorum… Ha, mısır haşlamışsın kıza, ama işte zararlı anne, gerekli değil yani çok, bir de benim mink domateslerim vardı… Sos mu yaptın makarnaya? Orda yemeklik domates vardı, o küçükleri ben kahvaltıda yiyorum da, evet diyet için, şişman değilim de, sağlıklı gidiyorum… Ya anne neden öyle diyorsun, ben sana “elini sürme” mi dedim…. biliyorum bana yardım diye, anne dur niye ağlıyorsun…