Gencay Kasapçı’yı 2013’te Küçükçekme Cennet Kültür Merkezi’nde açılan ilk retrospektif sergisi “Sanatla Bir Ömür’ sayesinde tanımıştım. Sergiden önce Fenerbahçe’de buluşup röportaj yapmıştık. Kasapçı o gün, 1960’lı yıllardan beri neler yaşadığını, bir buval dolusu nazar boncuğu ile İtalya’ya gitme maceralarını ve sanat hayatına dair daha pek çok olay anlatmıştı. “80 yaşında bir film bile çektim, artık her şeye hazırım.” cümlelerini sarf ettiği an gözümün önünden geçiyor.

Gencay Kasapçı, hayatının son üç senesine iki retrospektif sergi, bir film, bir de ZERO tartışması bırakıp gitti. Sanatçı, ölümünün ardından, ‘Türkiye’nin ilk ve tek ZERO sanatçısı’ olarak anılıyor. ZERO sanat akımı Türkiye’de 2015’te Sabancı Müzesi’nde açılan ‘ZERO’ sergisi vesilesiyle duyuldu. 1950’li yıllarının sonlarında Almanya’da gelişen akımın amacı 2. Dünya Savaşı’nın yarattığı karamsar havayı dağıtmak, insanlara ümit olmaktı. Alman sanatçılar, Otto Piene, Heinz Mack ve Günther Uecker’in öncülük ettiği akım tüm Avrupa’yı etkilemişti. Ünü Japonya’ya kadar ulaşmıştı.

ZERO Vakfı kurucu yöneticisi Mattijs Visser‘e göre ZERO, aynı duyguları paylaşan dostların, arkadaşların bir araya gelmesinden ortaya çıkan bir sinerjiydi. Fakat 2010’lu yıllara kadar bu akım büyük bir sessizliğe gömülmüştü. 2014’te yükselişe geçti. Önce New York’taki Guggenheim Müzesi’nde, daha sonra Berlin Martin Gropius Bau Müzesi ve Amsterdam Stedelijk Müzesi’nde ard arda ZERO sergileri açılıyor. Dördüncü sergi ise, 2015’te Sakıp Sabancı Müzesi’nde “ZERO: Geleceğe Geri Sayım” adıyla gerçekleştirildi. Gencay Kasapçı da bu sergi vesilesiye tekrar gündeme gelmişti. 1950’li yıllarda eğitim için İtalya’ya gitmesi ve ZERO sanatçılarının açtığı sergilere katılması onun da adının zikredilmesine vesile oldu.

Fakat serginin açılığı ilk gün, Sakıp Sabancı Müzesi Müdürü Nazan Ölçer, “Gencay Kasapçı, aslında ZERO sanatçısı değil. O yıllarda İtalya’da okuduğu için akımdan etkileniyor. ZERO sanatçılarıyla ilişkisi, o çevreyle yakınlığı olmuş. Onlardan etkilenerek hareketli eserler de yapmış. Fakat anlaşılan o dönemi çok uzun sürmüyor. Türkiye’ye geldiği zaman bambaşka işler yapıyor. Ama yine de o sergilere katılmış olması bizi çok heyecanlandırdı. Çok hoş bir sürprizdi. Sağlık durumu iyi olmadığı için serginin açılışına gelemedi ama daha sonra sempozyum dizimiz olacak, kendisini orada ağırlayacağız.” diyerek şaşırtan bir açıklama yapmıştı. Kasapçı bu tür açıklamalarla, tartışmalarla uzaktan yakından pek ilgilenmedi. Fakat 26 Ekim-9 Aralık 2016 tarihleri arasında Russo Art Gallery’de açtığı “Zero 1960-2016” başlıklı belki de son sergisi ile yerini yurdunu belli etti. Kasapçı o gün, hayatının bir dönemini etkileyen ZERO akımına dair şöyle demişti:

“Ben ışık, renk ve sonsuzluk ressamıyım diyebilirim. Bu sergiye karar verildiğinde ölümü bekliyordum. O kadar yüksekti ki değerlerim… Bulunduğumuz noktayı düşündüm, geldiğimiz günü düşündüm ve tabi ki ölümü düşündüm. Bu bir süreç. Nereden geliyoruz? Ana rahminde bir noktadan geliyoruz, birçok sıfırlar yaşayarak sonuçta yine sıfıra ulaşıyoruz.”

İtalya yılları

Gencay Kasapçı, Güzel Sanatlar Akademisi’ni bitirdikten sonra 1959’da İtalya’ya gider. Burada farklı sanat ekolleri içerisinde yer alır. Uzun sanat hayatı hep zorluklarla mücadele ederek geçen Kasapçı, tutkusu sayesinde birçok zorluğun üstesinden gelmeyi başarır. Henüz 25 yaşındayken bir bavul dolusu nazar boncuğunu İtalya’ya götürmek ister. Ama bu mümkün değildir, yasaktır. “Buna izin, verse verse bakan verir” derler. Dönemin Maliye Bakanı, Yassıada’da idam edilen Hasan Polatkan’dır. Kasapçı, randevu almak üzere bakanlığın merdivenlerinde nöbet tutar. Polatkan arabasından inince de önüne atlar. Ertesi sabah saat 09.00’da ilk randevuya adını yazdırır.

İtalya’da geçen yılları, her bakımdan verimlidir. Sanat tarihçisi Ömer Faruk Şerifoğlu, onun bu dönemini şöyle anlatıyor: “Floransa Akademisi Collaccki Atölyesi’nde fresk ve mozaik çalışmalarında bulunur ve önemli başarılara imza atar. Milano’nun minimalist akımının içinde bir Türk sanatçısı olarak değer kazanır. Eserleri o yılların avangarde galerilerinde ve ZERO grubu içindeki sergilerde yer alır ve beğeni ile karşılanır. Nazar boncuklarını eserlerinde kullanan ilk sanatçı olur. 1954’te tek model ve renkte üretilen nazar boncukları yapan fırınları bularak daha renkli cam kullanmaları için ikna eder ve üretimlerine daha sanatsal bir boyut katmalarına yardımcı olur. 1958’de nazar boncuklarını kullanarak yaptığı ve Turizm Bakanlığı’nın satın aldığı masa, Brüksel Dünya Fuarı Türkiye Pavyonu’nda teşhir edilir.”
Gencay Kasapçı’nın Roma’da yaşadığı 1960’lı yıllarda pek çok ressam, 57 yaşında ölen Japon sanatçı, düşünür Nobuya Abe’nin çevresinde toplanır. Kasapçı da o ressamlar arasındadır. Abe, sanatçılardan oluşan “Illimunation” adlı bir grup kurar ve hep birlikte sergi açarlar. Gencay Kasapçı Türkiye’ye döndüğü için sergiye katılamaz. Gruptan arkadaşı olan Mira Brtka ile 9 yıl önce İstanbul Bienali’nde karşılaşan Kasapçı, onunla bir film çeker. Yaklaşık 50 yıldır birbirinden habersiz aynı doğrultuda resim yapan iki arkadaşın hikayesini anlatan belgesel film “Different is the Same”in çekimleri, Mersin, İstanbul, Roma, Bratislava, Novi Sad’da tamamlanır.