Türkiye’de savunma hakkı oldum olası sınırlamalara maruz kalmıştır. Savunma hakkı ülkemizde ve dünyada daha çok “savunmanlar” yani avukatlar eliyle icra edilir. Avukatlar olmazsa gerçek bir yargılamadan bahsetmek mümkün değildir. Yargılanan kişiler tüm kanuni haklarını kullanarak, lehine tüm delilleri ikame ederek ve bunları kayıtlara geçirerek, tüm yargılama sürecinde özgürce hiç bir baskı ve şiddete maruz kalmadan savunmalarını yapabilmeleri durumunda ancak meşru bir yargılamadan bahsedilebilir. Aksi halde yapılan bir yargılama değil bir hüküm açıklaması olur. Savunma hakkı ihlal edilerek verilen kararların AİHM’de hak ihlali kararı ile neticeleneceği tartışmasızdır.

Türkiye’de özellikle 15 Temmuz darbe girişiminden sonra yoğun bir şekilde avukat tutuklamaları yaşanmıştır. Faşizme giden tüm süreçlerde yaşandığı gibi 15 Temmuz sonrasında girilen otoriter sürecin başarılı bir şekilde yürütülebilmesi için de savunma hakkının ortadan kaldırılması gerekiyordu ki istedikleri gibi işkence yapılabilsinler, gönüllerince baskı kurup ifade alabilsinler ve rahatlıkla bunu örtbas edebilsinler. İnsanları savunma hakkından mahrum bırakarak ümitlerini tüketmek ve o tükenmişlikten menfaat temin etmek için de bu şarttı. Bu nedenle darbe girişimi sonrası başlayan kitlesel tutuklamalara darbeci askerlerle eşzamanlı olarak avukatlar da dahil edildi.

Darbe girişiminin üzerinden bir hafta bile geçmeden Konya, İzmir, İstanbul illerinde avukatlara yönelik operasyonlar yapıldı, yüzlerce avukat göz altına alındı ve tamamına yakını tutuklandı. Devamında ise hemen hemen Türkiye’nin tamamında avukatlara yönelik operasyonlar yapılarak avukatlar tutuklandı, bir çok avukat göz altında işkenceye maruz kaldı.

Son verilere göre Türkiye’de 1438 Avukat’a soruşturma açıldı, bu avukatlardan 14 tanesi baro başkanı olmak üzere 562 tanesi hala tutuklu(sonradan serbest bırakılanlar hariç), 62 tanesi hakkında 4 ila 14 yıl arasında hapis cezası verildi, 189 avukatın darbe girişimi sonrası açılan davalarda avukatlık yapması yasaklandı.

Erdoğan Rejimi bu sayede Gülen hareketi mensupları başta olmak üzere Kürtler, sosyalistler ve tüm diğer muhaliflere karşı başlatılan hukuksuz gözaltı ve tutuklamaları kolaylıkla yapma imkanına kavuşmuştur. Gözaltına alınan insanlar büyük ölçüde avukat yardımından faydalanamadı, darbe girişiminden hemen sonra Ankara Emniyet müdürlüğüne giden ve soruşturmalar boyunca uyum içerisinde çalışacaklarını deklare eden Ankara Barosu gibi bir çok baro mağdurların avukat seçme özgürlüklerini kısıtladı, CMK’daki zorunlu avukatlık gereğince soruşturmalarda görevlendirilen avukatlar ise tecrübesiz ve yandaş avukatlardan oluşturulan listelerden seçildi.

Bir çok avukat haklı olarak bu davalara girmeleri durumunda tutuklanacaklarını düşündüklerinden mağdurların avukatlığını üstlenemedi. Bazı fırsat tacirleri ise fahiş fiyatlarla davalara bakmayı teklif ettiler.

Tüm bu süreç boyunca hem hukuksuzca tutuklanan avukatları, hem de temel insan haklarının yerle bir olduğu bir dönemde hukukun işlerliğini savunması gereken Türkiye Barolar Birliği ve diğer barolar ise iktidar cephesinde saf tuttular. Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu televizyonlarda işkence görüntüleri yayınlanmış olmasına rağmen yurt dışına çıkıp Türkiye’de işkence yoktur diye beyanatta bulundu, havuz medyasının tetikçileri tarafından televizyonlarda adam öldürme ve işkence yöntemleri anlatılırken Metin Feyzioğlu bu söylemlerin yanlış olduğunu zira uluslararası arenada ellerini zayıflatacağını söyleyerek işkencecilere akıl vermeyi yeğledi. Barolar Birliği böyle olan ülkede barolarda aşağı kalmadı, Ankara Barosu darbe girişiminden hemen sonra Emniyetle işbirliğine başlamış hala devam etmektedir.

Üyelerinin tutuklanmalarına tek kelam etmeyen Ankara Barosu, soruşturma altındaki avukatların staj dosyaları dahil tüm bilgileri emniyetle paylaşmıştır. Konya barosu ise yargılamaları devam eden üyeleri ile ilgili davada savcılık yanında davaya dahil olarak üyelerinin ceza almasını talep etmiştir. Türkiye’deki barolar böyle yapmasına rağmen, Avrupa Barolar Birliği CCBE başta olmak üzere İngiltere, Almanya, İtalya, Fransa Baro Birlikleri ile onlarca baro tarafından bu avukatlara yapılanlar kınandı, Adalet Bakanlığına ve Cumhurbaşkanlığına mektuplar gönderildi.

Sonuç olarak insan hakları açsısından en karanlık günlerini yaşayan Türkiye’de insanlar ekmek kadar su kadar önemli olan savunma hakkından elbirliği ile mahrum bırakılmışlardır. İnsanlar tutuklu, onları savunması gereken avukatlar da tutuklu, avukatları savunması gereken Barolar Birliği ve Barolar ise kendilerince özgürler ama çoktan tarihin sanık sandalyesine oturmuş durumdalar.

Detaylı bilgi için: arrestedlawyers.org