Deniz Baykal’ı hedef alan kaset komplosuyla ilgili iddianamede benim de adım geçiyor. Bugüne dek yandaş medyada yayınlanan binlerce yalan haberden biriyken, iddianameye dönüştü ve artık cevap vermem gerekiyor.

İddianamede benimle ilgili kısım üç kişinin beyanına dayandırılıyor. Süleyman Özışık, Yener Dönmez ve Fatih Akkaya. Üçünü de tek tek ele alacağım.

YAVAŞ YAVAŞ HAZIRLANAN GÜNDEM

Benim için alarm zilleri 4 Nisan 2016’da çalmıştı.

Nokta Dergisi’nde etkili gazetecilik yapıyorduk ve sosyal medyada aylık 25 milyon etkileşime ulaşmıştık. Medyanın susayazdığı bu dönemde Nokta kaçınılmaz olarak hedefti. Ben ve sorumlu yazı işleri müdürümüz Murat Çapan tutuklanıp Silivri’ye gönderildik.

Silivri’den çıktıktan sonra itibar suikastlerine rağmen Nokta etkili kapaklarla yoluna devam ediyordu ki, Yıldıray Oğur’un 4 Nisan 2016 tarihli yazısında isim vermeden hedef alındım.

Yıldıray Oğur, 2011-2012 döneminde Aktifhaber sitesinin Açılım Süreci’ni hedef aldığını benim de bu süreçte Aktifhaber’in yayın yönetmeni olduğumu yazdı.
—–

“Sitenin (Aktifhaber) o günkü Genel Yayın Yönetmeni’nin şimdi Nokta dergisinde liberal yazarlara yazılar yazdırıp, pro-HDP haberler yaptıran bir GYY’ye döndüğünü not düşelim.”

(http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/yildiray-ogur/590869.aspx )

—–

Bu cümle üzerine, Twitter’dan DM göndererek Yıldıray Oğur’a “Yazınızda maddi hata var, 2011 yılında Aktifhaber’de çalışmıyordum. Star Gazetesi’nin Ankara Haber Müdürüydüm” dedim.

Oğur, hatayı düzelteceğini söyledi ancak düzeltmedi.

Oğur’un yazısında benimle ilgili bölüm bir cümlecikti ve ismim de verilmemişti ama ilginç biçimde AKP’nin tetikçi siteleri ve trolleri tarafından büyütülmüştü. Nokta dergisinde liberal kalemlere yer vermemiz, HDP’ye ses açmamız eleştiriliyor ve benim 2011’de Aktifhaber’de Kürt düşmanı yayın yaptığım yazıyordu.

Oysa ben 2011’de Açılım sürecine, ardından Çözüm Süreci’ne o dönem en güçlü desteği veren Star Gazetesi’nin Ankara Haber Müdürüydüm.

Neden Star Gazetesi’nde çalıştığımın üstü kapatılıyor, o dönem “aktifhaber”de çalıştığım yazılıyordu o gün için anlamamıştım.

1-SÜLEYMAN ÖZIŞIK

Kokusu kısa süre son ortaya çıktı. Oğur’un yazısından bir ay sonra 2 Mayıs 2016’da Habertürk TV’deki “Enine Boyuna” programının konuklarından biri AKP’li gazeteci Süleyman Özışık’tı.

Söz Baykal’a kaset mevzusuna geldi. Programın yayınlandığı dönem Erdoğan’ın Baykal Kaseti’ni izlerken ve “bunları yayınlayın” talimatı verirken çekilmiş görüntüleri internete düşmüş vaziyetteydi. AKP’li gazeteciler komplonun CHP içinden kurulduğunu, karşıdaki gazeteciler ise Erdoğan’ın işin içinde olduğunu söylüyorlardı.

Süleyman Özışık, aniden bir hikaye anlatmaya başladı:
—–

“Kasedin ilk gönderildiği kişilerden biri benim, hatta iddia ediyorum ilk gönderildiği kişi benim. Çünkü o dönem Türkiye’nin en güçlü haber sitesi İnternethaber.com’du. Ankara’dan cemaatçi bir gazeteci, benim o dönem çok samimi arkadaşımdı, beni aradı, böyle böyle bir kaset var, Baykal’ın Nesrin Baytok’la böyle bir kaseti var ‘abi sana gönderdik yayınlayabilir misin’ dediler. Ben de İnternethaber’in ahlaken böyle bir şeyin içinde olmayacağını söyledim ve belli bir konuşmadan sonra telefonu kapattı. Hatta Akit Gazetesi’ne gönderdiğini de söyledi. Akit’te daha yayınlanmadan Ankara’da o sırada Meclis’de görüşmeler vardı. Meclis’teki bazı Ak Partilileri aradım ve bana söylenen şuydu; ‘Sayın Başbakan’a görüntülerin Akit’te yayınlandığı söylendi, sayın Başbakan talimat verdi bu görüntülerin derhal ortadan kaldırılması için’. Ama asıl bombayı size söyleyelim; bununla ilgili de size şerefimi temin olarak gösteririm, o cemaatçi arkadaş o gece bana şunu söyledi, iki tane isim verdi. O iki ismin CHP’nin içinde olduğunu şu anda siyaset yaptığını, Kemal Kılıçdaroğlu’na çok yakın olduğunu ben çok iyi biliyorum. Ama elimde bir belge olmadığı için kamuoyuna şu şu kişiler diyemem”

http://www.cumhuriyet.com.tr/video/video/526359/AKP_ye_yakin_gazeteciden_Baykal_kaseti_itirafi.html)

Kasetin yayınlanmasının üzerinden 6 yıl geçmişti ve Süleyman Özışık ilk defa bunları açıklıyordu. O güne kadar neden sustuğu apayrı bir konuydu.
Stüdyoda bulunan Cumhuriyet yazarı Orhan Bursalı, iki CHP’li ve kendisini arayan cemaatçi ismi açıklaması için Özışık’ı ard arda sorularla sıkıştırdı.
Özışık, CHP’li iki ismi açıklayamadı. Ancak kendisini aradığını söylediği cemaatçiyle ilgili isim vermek yerine “aktifhaber.com sitesinden bana geldi” dedi.

Bursalı, “Süleyman bey, sizin acaba bu iddiayı ileri sürmenizin cemaatten tamamen ayrılıp AKP saflarına geçmenizle ilgisi olabilir mi? Birden bire belleğiniz yerine geldi. Burada ağır bir suçlama var ve kanıtınız yok. Ve hayatınızda ilk kez açıklıyorsunuz.” dedi ve tartışma büyüdü. Stüdyoda bulunan diğer AKP’li gazeteciler savcıları göreve çağırdılar, Özışık ısrarla Aktifhaber üzerinde duruyordu.

SAVCI ÖZIŞIK’I ÇAĞIRMIŞ

İddianameden öğrendiğimize göre savcı Süleyman Özışık’ı çağırmış. Hürriyet’in haberine göre Özışık şöyle ifade vermiş:
———–
“Süleyman Özışık, 6 Mayıs 2010’da sabah saatlerinde Cevheri Güven’in kendisine telefondan SMS atarak önemli bir video göndereceğini söylediğini belirtti. Yaklaşık yarım saatlik bir videoydu. Baykal’a kaset kumpasının ilk işaret fişeği atılmıştı. Süleyman Özışık ifadesinde o geceyi şöyle anlattı: “Görüntüleri yayınlamayacağımı, etik olmadığını söyledim. Bana, ‘Bu görüntüler Varan 1, Varan 2 şeklinde devam edecek. CHP karışacak. Deniz Baykal ayrılmak zorunda kalacak’ dedi.”

(http://www.hurriyet.com.tr/kaset-servis-medyasi-40277838 )

SÜLEYMAN ÖZIŞIK’IN İFTİRALARIYLA İLGİLİ GERÇEKLER

Özışık, Habertürk TV’deki yayında “aktifhaber’den cemaatçi bir ismin kendisini aradığını” söylerken savcılıkta bu ismin Cevheri Güven olduğunu açıklıyor.

Birincisi kasetin yayınlandığı 2010’da aktifhaber’de değil Star Gazetesi’nde haber müdürüydüm. Sigorta kayıtlarından rahatlıkla çıkartılabilir.

İkincisi; Habertük’te “beni aradı” diyor ve konuşmanın detaylarını anlatıyor; Savcılıkta ise “Sabah saatlerinde SMS” attı diyor.

Süleyman Özışık’ı kasetin yayınlandığı 6/7 Mayıs’ta aramadım. Emniyet ve Savcılık, Özışık’ın ya da benim telefon kayıtlarıma baksaydı bunu açıkça görecekti. Buna bakmayıp sadece ifade üzerinden yürümüşler.

Süleyman Özışık’a SMS de atmadım. Ama arama kayıtları saklanıp SMS’lerin silindiği söylentisi nedeniyle yalanı evirmiş Süleyman Özışık. SMS de atmadığım kayıtlardan ortaya çıkarılabilir.

Buradaki asıl nokta, Yıldıray Oğur’un yazısındaki hata, onun üstüne atlayan AKP’li tetikçi siteler ve trollerin benimle ilgili sözkonusu yıllarda Aktifhaber’de çalıştığım algısını oturtmaya çalışmalarında. Bunun nedenine sonda değineceğim. Şimdi gelelim bir diğer ifadeye.

2-FATİH AKKAYA

Görüntünün yayınlandığı dönemde haber sitesi www.habervaktim.com’un yayın yönetmeni ve Akit Gazetesi’nin Ankara Haber Müdürü Fatih Akkaya’nın da savcılığa ifade verdiğini iddianameyle ilgili haberlerden öğreniyorum.
Fatih Akkaya şöyle ifade vermiş:
—-
“Cevheri Güven beni arayıp metacafe.com adlı video sitesinde Baykal’a ait bir videonun yayınlandığını söyledi. Akit’in yayın politikasına uygun olacağını, ses getireceğini söyledi ve videonun linkini habervaktim.com’un ihbar hattına gönderdiğini söyledi. Ben de kendisine ‘bakarım’ dedim ve telefonu kapattım.

Kısa bir süre sonra bu konuda tek başıma karar verebilecek konumda olmadığım için Dönmez’i aradım. Ona konu hakkında bilgi verdim. Yener bey de bana bu konunun önemli olduğunu, patronla görüşmemiz gerektiğini söyledi. Sonrasında Yener bey patronla görüşüp konuyu detaylı bir şekilde iletti diye biliyorum. Habervaktim.com internet sitesinde ‘Deniz Baykal’la ilgili bir video’ başlığı ile ekinde metacafe.com internet sitesinden alınan link eklenerek haberler bölümünde duyuruldu. Sonrasında tam hatırlamıyorum ya ben Yener beyi ya da o beni aradı. Ve konuşmamızda patronun bunun yayımlanmasına onay verdiğini ve yayımlandığını söyledi.”

( https://www.aydinlik.com.tr/baykal-kaseti-bylock-tan-cikti-turkiye-eylul-2017 )

Bu ifade de tamamen yalan. Görüntünün yayınlandığı 6-7 Mayıs 2010’da Fatih Akkaya’yı aramadım. Akkaya’nın ve benim telefon dökümlerim çıkartılırsa bu gerçek ortaya çıkacaktır. Terörle Mücadele Şubesi’nden ve savcılıktan tek istediğim budur. Tüm dökümleri çıkartsınlar. Ama ne konuyu araştıran polisler ne de savcı Akkaya’nın bu ifadesini telefon dökümleriyle desteklememişler. Sadece beyanı esas almışlar. Telefonlara baksalar aksi çıkacak çünkü.

3-YENER DÖNMEZ’İN İFADESİ

Yener Dönmez’in verdiği ifade yine gazetelerde yayınladığı kadarıyla şöyle:

“O gün Cevheri Güven beni aradı ve ‘Sizinkilere bir şey gitmiş haberin var mı’ diye sordu. Ben de hem gazetede haber müdürü hem de www.habervaktim.com yayın yönetmeni Fatih Akkaya’yı arayarak sordum. Akkaya bana Deniz Baykal’la ilgili görüntülerin www.habervaktim.com internet sitesinin ihbar hattına geldiğini söyledi. Ben de hukuki bir durum olması dolayısıyla Ali İhsan Karahasanoğlu ile görüştüm. Kendisi de sonuç olarak yayınlansın dedi.”

(http://www.milliyet.com.tr/gozaltinda-baykal-kaseti-sorgusu-siyaset-2292864/ )
—-

Yener Dönmez o tarihte Akit’in Ankara Temsilcisi’ydi. Fatih Akkaya ise haber müdürü. İkilinin ifadelerinde bariz bir çelişki var. Akkaya, “Cevheri Güven beni aradı ben Yener Dönmez’e sordum” diyor. Dönmez ise “Cevheri Güven beni aradı ben Akkaya’ya sordum” diyor.

Belli ki birileri ifade şablonu hazırlamış Özışık-Akkaya-Dönmez de “Cevheri Güven beni aradı” ifadesini aynen vermişler. Ancak alt alta yazında çelişkiler ortaya çıkıyor.

O gece bu üç isimden aradığım tek isim Yener Dönmez’dir. Ama öyle gizli saklı filan değil, sekreterime bağlattım. Gizli bir iş yapsam bunu yapmazdım sanırım.

O gece muhtemelen onlarca gazeteci Yener Dönmez’i aramıştır. Hepimiz Baykal kasetinin gerçek olup olmadığının peşindeydik. Gece yarısıydı ve gazeteler baskıya yetiştirilmeye çalışıyordu.

O GECE NELER OLDU

O gece neler olduğunu benim açımdan yazıp konuyu bağlayacağım. Türkiye’de hukuk yok ve hukuken hiçbir şey ispat edecek durumda da değilim. Yazacaklarım tarihe…

O gece Ankara’daki tüm haber müdürleri gibi ben de çalışıyordum. Çünkü Meclis’te 2010 Anayasa Paketi’nin son oylaması vardı. Paket HSYK’da önemli değişiklikler öngörüyordu ve Türkiye’nin aylardır tek gündemiydi.

Saat hayli ilerlemişti. Gazetenin Meclis Bürosu çalışanlarının tamamı Meclis’teydi. Telefonum çaldı (Ofis ya da cep emin değilim savcı bulabilir) Meclis büro şefimiz aradı. Baykal’ın bir kasetinin internete düştüğünü, Genel Kurul’da milletvekillerinin birbirlerine izlettiklerini söyledi. Görüntüdeki kişinin kesin olarak Baykal olup olmadığını sordum. Büyük ihtimalle Baykal olduğunu söyledi. Görüntünün gazetecilere de mail atıldığını kendisine de geldiğini söyledi. Görüntüleri Akit’in gireceğini söyleyip, “haber yazalım mı” diye sordu. Beklemesini söyleyip telefonu kapattım. O dönem bu tip ses kayıtları ve görüntülerin tamamını Akit’in sitesi Habervaktim.com’da yayınlıyordu.

Telefonu kapatıp mail adresime girdim. Metacafe.com isimli video paylaşım sitesine ait bir link benim mailime de gönderilmişti. Görüntüleri izledim. Çok ciddi bir durumdu, Anayasa paketi oylaması unutulmuştu. Gazete içinde ne yapacağımızı belirlemeye çalışıyorduk. Sekretere, Yener Dönmez’i bağlamasını söyledim. Görüntüleri yayınlayıp yayınlamayacaklarını sordum. Buna göre haber hazırlayacaktık. Vakit oldukça geçti ve baskı saati yaklaşıyordu. Dönmez, kendilerinin de yönetime sorduklarını ama büyük ihtimalle yayınlayacaklarını söyledi.

Telefonu kapatıp o dönem yöneticim olan Star Gazetesi’nin Yazı İşleri Müdürü Murat Kelkitlioğlu’nu (Şu an Akşam Gazetesi’nin Genel Yayın yönetmeni) aradım. Olayı anlattım ve “haber yazalım mı” diye sordum. Çok büyük skandal olduğunu, vaktin çok ilerlediğini, haberi hazır tutmamızı, diğer gazetelerin girip girmeyeceğini öğrenmemi ama kendisinin Mustafa Karaalioğlu’yla konuşması gerektiğini söyleyip, “benden haber bekleyin” diyerek kapattı.

Bu sırada Meclis muhabirleri olayla ilgili CHP’lilerden teyid/doğrulama almaya, Baykal’ın ne dediğini öğrenmeye çalışıyorlardı. Sekretere Yener Dönmez’i tekrar arattırdım ve yayınlayıp yayınlamayacaklarını tekrar sordum. Dönmez, yayınlayacaklarını söyledi. Ardından görüntüyü yayınladılar.

Sonrasında zaten kıyamet kopmuştu. Murat Kelkitlioğlu kısa süre sonra beni aradı ve “Mustafa’ya sordum, biz bugün bu işe girmeyelim, yarın gazetelerin nabzına bakar ona göre karar veririz” dedi. Bunun üzerine Ankara Bürosu olarak haberi durdurduk.

Kısa süre sonra farklı bir gelişme oldu. Akit, olayın üzerinden 1 saat geçmeden haberi geri çekti. Bu kez görüntülerin sahte olabileceği, Akit’in bu nedenle çektiğine ilişkin tartışma başladı.

Yener Dönmez’i tekrar sekretere bağlattım. Bu durumu sordum. Görüntüleri Binali beyin (Binali Yıldırım dönemin ulaştırma bakanı) isteği üzerine geri çektiklerini söyledi.

Ertesi gün Hürriyet konuyu büyütünce Star Gazetesi de büyütmeye karar verdi. Skandalla ilgili haberleri ilk olarak ertesi gün geçmeye başladık.

Konu benim açımdan bundan ibaret.

Peki ben bu işe neden bulaştırıldım?

Erdoğan’ın yakın gözlüklerini burnunun ucuna takmış, Baykal’ın görüntülerini izleyip “yayınlayın bunları” diye emir verdiği görüntüler aslında bu skandalın kimin tertibi olduğunu en net kanıtıyla ortaya koymuş durumda.

Bu nedenle yıllarca Baykal kasetiyle ilgili Emniyet-MİT-Adliye hiçbir işlem yapmadı. OHAL karışıklığında bu işi de birilerinin üzerine yıkıp geçmeye çalışıyorlar.

Kaset olayını soruşturan ekibin motivasyonu Erdoğan’ı bu işin içinden sıyırmak. Çünkü kaseti Erdoğan’ın talimatıyla çektiklerine ilişkin savcılığa ifade verenler var. Erdoğan’ı işin içinden sıyırmanın tek yolu bir kurgu oluşturup onu desteklemek. Bu kurgu delillerle desteklenemez. Birilerine ifade verdirerek kurgulanan klasik bir OHAL dosyası.

Baykal kaseti davasında 171 şüpheli var. 171 kişinin böylesine gizli bir işi sızdırmadan yapıp 6 yıl gizleyebilmesi ayrı bir saçmalık. Sayı büyütülerek olay inandırcı hale getirilmeye çalışılıyor. Goobels’in “Sayı ne kadar büyük olursa yalan o kadar inandırıcı olur” taktiği.

Kurgunun medya boyutunu Cemaatle ilişkili olduğu pekişsin diye aktifhaber üzerinden yapmışlar. Oğur’un yazısıyla oluşturulmaya başlayan zemin, Özışık’ın aktifhaber vurgusuyla sağlamlaştırılmaya çalışılmış. Ancak burada maddi hata yaptıklarını sonradan anlamışlar. Çünkü ben Aktifhaber’den kaset olayından 1 yıl önce 2009’da ayrılmıştım.

Bu hatayı düzeltmek için Fatih Akkaya ve Yener Dönmez’in ifadelerinde kurguyu değiştirmişler. Ancak, burada da dediğim gibi iki ifade birbiriyle çelişiyor.

Dosyayı sağlamlaştırmak için son olarak Sabah’a yaptırdıkları habere göre Bylock üzerinden binlerce yazışma yapmışım. Ama yine yalan ayaklarına dolanmış çünkü hapiste olduğum dönemde bile Bylock’la yazışmış görünüyorum.

Ben yurt dışındayım ve Türkiye’de kendimi savunacak avukat bulma ihtimalim yok. Var olan avukatlarım paralarını ödediğim halde mevcut davalardan istifa ettiler. Bu sebeple 22.5 yıl hapis cezası aldım.

Baykal davası için de avukat bulamıyorum. Baronun atadığı avukattan isteğim o geceki telefon kayıtlarımın ve hakkımda ifade verenlerin telefon dökümlerinin ilgili operatörler ve Telekom’dan mahkeme sürecinde istenmesi. Sadece bu talep gerçeği ortaya çıkarmaya yetecektir. Özışık ve Akkaya’yı hiç aramadığım, Dönmez’i ise sekretere bağlattığım, gizli kapaklı hiçbir şey yapmadığım net biçimde görülecektir. Talebin kabul göreceğini sanmıyorum çünkü kurgu yerle bir olacaktır.

Gerçi bu kurguya en başta mağdur Deniz Baykal inanmıyor. Başından beri tüm bu masallara verdiği tepki aynı. Tertibin Erdoğan tarafından yaptırıldığını söylüyor.

Bu olay gerçekten aydınlatılmaya çalışılıyorsa o gece Meclis’teki temaslara odaklanmalı savcılık.

Süleyman Özışık Habertürk’teki yayında ağzından bunu hafifçe kaçırmış ve şöyle demişti: “Akit’te daha yayınlanmadan Meclis’teki bazı Ak Parti’leri aradım ve bana söylenen şuydu; ‘Sayın Başbakan’a görüntülerin Akit’te yayınlandığı söylendi, sayın Başbakan talimat verdi bu görüntülerin derhal ortadan kaldırılması için.”

Görüntüler daha Akit’te yayınlanmadan Başbakan (Erdoğan) nasıl kaldırılması talimatı verebilir ki?

Özışık’ın cümlesinin doğrusu “Görüntüleri yayınlamadan bazı AK Partilileri aradım, siz yayınlamayın Akit yayınlayacak” şeklinde olmalı.

Çünkü o gece bütün Meclis muhabirleri TBMM’deydi ve Akitçiler ile AKP’lilerin görüntüler yayınlanmadan önceki temaslarına şahitler.

Binali Yıldırım “görüntüleri ben kaldırttım” diye medyaya demeç vermişti o günlerde. Bu beyanda eksiklik var.

Kimin koyduğu gerçekten bulunmak isteniyorsa Akit çalışanlarının o gece görüntüler koyulmadan önce hangi Meclis’te hangi AKP’li bakan ve danışmanlarla temas ettiklerine bakılmalı.

O görüntüler o gece milletvekilleri ve gazeteciler dahil yüzlerce kişiye maillenmişti. Hiç kimse yayınlamadı. Akit’e ise yayınlatıldı, ardından da geri çektirildi.

Hukuk geri geldiğinde bu kurguyu yapanlar ve istenilen ifadeyi verenlerin yargılandığı günleri de göreceğiz. Deliller kaybolacak türden değil. O gece Meclis’te neler olduğunu herkes biliyor.

Biliyorum uzun oldu ama hukukun olmadığı diyarda tarihe yaptığım savunmaydı bu.