Uzun yıllar önce, Aktüel’in bir haber toplantısında tecrübeli gazeteci Şirzat Bilaller, “Türkiye’de tabloları kim değerlendiriyor, kim değer biçiyor?” diye sormuştu. Bilaller’in sorusunun nedeni, arkadaşının evinde bulunan çok değerli bir tabloydu. Bu tablonun orjinalliğine kim karar verecek, kim değer biçecekti.

Ben sanat piyasasıyla ilgili haberler yaptığım için, bu sorunun cevabını az çok biliyordum. Haberi de bu yüzden benim hazırlamam istenmişti. Bunun için bilinen eksperlerin listesini çıkarmıştık ve en başa da, eksper olmamasına rağmen Yahşi Baraz’ın adını yazmıştık. Sonrasında uzun yıllar İstanbul Resim-Heykel Müzesi’nde görev yapan Orhan Ersoy ve İhsan Şurdum’u bu listeye dahil etmiştim.

Yahşi Baraz’ın adını öğrencilik yıllarımdan itibaren duymaya başlamış, gazetelerde haberlerini okumuştum. Galericiydi ve Türkiye’de resim koleksiyonu yapmak isteyen kişilerin ilk başvurdukları kişiydi. Tanışmak ise, ancak gazeteciliğe başladıktan sonra nasip oldu. Kurtuluş’ta ailesinden kaldığını bildiğim Baraz Apartmanı’nda, daha doğrusu müze-galerisinde yaşıyordu. İlk katı depo-atelye olarak kullanılan apartmanın üçüncü katında, binlerce sanat kitabının arasında yaşıyordu.

SABRİ BERKEL’İN ÖĞRENCİSİ

Yahşi Baraz’ın evi, ilk gördüğünüzde sizi çarpan, sarıp sarmalayan bir etkiye sahipti. Çalışma odasıyla salon içiçe geçmişti. Her iki bölümü kaplayan kütüphanede İngilizce yazılmış, yüzlerce sanat kitabı hemen dikkatinizi çekiyordu. Çalışma odasını salondan ayıran kemerin bulunduğu duvarda, 20. Yüzyılın ortalarına tarihlenen Kütahya çinileri asılıydı. Bildiğim kadarıyla bu çiniler Altın Çini’nin üretimi seramiklerdi. Kütüphanen üzerinde ise yeşil Çanakkale testiler dikkat çekiyordu. Yerde ise Anadolu’nun dört bir tarafından gelmiş halı ve kilimler yeralıyordu.

1944’te hayata gözlerini açan Yahşi Baraz, Devlet Güzel Sanatlar Akademisi mezunu bir seramikçiydi. Şimdi Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi adını alan akademisinde Sabri Berkel, Edip Hakkı Köseoğlu, Gevher Bozkurt, Bülent Özer, Belkıs Mutlu, Nejat Diyarbakırlı, İsmail Hakkı Oygar ve Sadi Diren gibi isimlerin öğrencisi olmuştu. Mezun olduktan sonra yurtdışına gitmiş, bilgi ve görgüsünü artırmış, bir kaç seramik sergisine katılmış, kişisel sergiler açmıştı.

Ancak Yahşi Baraz adını “sanat” için ölümsüz kılan açtığı galeri olmuştu. Yahşi Baraz, Melda Kaptana ve Aydın Cumalı ile birlikte Türkiye’nin ilk galerilerini açan isimler arasındaydı. Modern ve Çağdaş ressamların elinden tutup, sergiler açarak, tek başına uzun yıllar mücadele vermişti. Bir dönem resim almak, koleksiyon yapmak isteyen bütün isimler Yahşi Baraz’ın elinden geçmişti. Bu isimler arasında Halil Bezmen ve Erol Aksoy başı çekiyordu.
Yahşi Baraz, Galeri Baraz’ı 1975’te kurmuştu. 50 seneye yaklaşan bu zaman uzun sürede, sattığı hiçbir resim herhangi bir sebepten dolayı Baraz’a geri iade edilmemişti. Bu Yahşi Baraz ismine neden güven duyulduğunun en önemli göstergesiydi. Baraz, sınırlı bir büyüklüğe sahip resim piyasasında yaşanan her şeyden haberdardı.

Akademiliydi. Bu eğitimini yurtdışında geçirdiği senelerde edindiği tecrübelerle birleştirmiş, dünyadaki sanat akımlarını Türkiye’de ilk farkeden isim olmuştu. Bu yüzden genç ressamları, Modern ve Çağdaş ressamları desteklemiş, onlara sergiler açmıştı. Galeriyi ayakta tutabilmek için de Türk resminin klasik isimlerinin eserlerine de ilgisiz kalmamıştı. Galericiliğe çok erken tarihte başladığı için, neredeyse piyasaya çıkan bütün resimleri görmüşlüğü vardı. Bu anlamda tek başına Türk Resim Tarihi’nin canlı tanığıydı.

GÜVENİNİ KAZANMAK ZORDU

Bir sohbetimizde, Türkiye’te literatüre girebilecek en fazla 4500 ressam olduğunu söylemişti. Bu sayıya Osmanlı İmparatorluğu döneminde yetişen sanatçılar dahildi. Bu kadar isimle gerçek bir sanat piyasasının oluşamayacağına inanıyordu. Batı’da bu sayı yüzbinlerle ifade ediliyordu, ama Türkiye’nin gerçeği buydu.

Bu sınırlı sanatçı arasından en özgün isimleri seçmeye çalışır, onlara yol açmak, koleksiyonerlerle buluşturmak için çabalardı. Yahşi Baraz, sanatçı hamisi bir “Mesen” değildi. Buna maddi gücü yeterli gelemezdi. Ancak galerisinde açmış olduğu sergilerle, sanatçılar için bu görevi yerine getirmiş bir isimdi.

Türkiye’nin epey hareketli ve bir o kadar “dedikodu”lu sanat piyasasında, Yahşi Baraz’ın haberinin olmadğı herhangi bir gelişmenin yaşanması imkansızdı. Alınıp-satılan, el değiştiren resimlerin şeceresini bilir, tek tek sahiplerini tanırdı. Ancak yaşanan kavgaların, gerilimlerin içinde yer almak istemez, yanlış yapanın yanında da durmazdı. Mesafeli bir dille olaylara yaklaşmayı sever, karşısındakini ölçüp-tartarak konuşur, fikirlerini öğrenmeye çalışırdı. Güvenini kazandıktan ve zarar vermeyeceğine emin olduktan sonra, sırlarını açmakta beis görmezdi.

HER DETAYI ÖZENLE HATIRLIYOR

Yahşi Baraz’ın yaşadığı apartman tamamen resme, resim sanatına tahsis edilmişti. Apartmanın ikinci katı, dillere destan “Yahşi Baraz Arşivi”ni barındırıyordu. Baraz’ın dialardan, sergi kataloğlarından, sanatçılarla çektirdiği fotoğraflarından oluşan ve binlerce belgeyi ihtiva eden arşivi bu katta tasnifli bir şekilde duruyordu. Yahşi Baraz’ın yayınladığı kitapların ana kaynağı da bu zengin arşivdi.

Biraraya geldiğimizde Yahşi Baraz, zaman zaman anılarını anlatırken ilginç detaylara girerdi. Görünüşe göre Baraz hiçbir anekdotu unutmamıştı ya da yaşadıklarını notlar halinde saklamıştı. Bir koleksiyonerin sahip olduğu eserleri sayarken, her resmin başka hangi koleksiyonerlerin elinden geçtiği bilgisini paylaşmış, bu detaylarla beni şaşkınlığa uğraştmıştı.
Yahşi Baraz, resim ve sanat dışında konulara zaman ayırmaktan imtina eden bir isimdi. O yüzden pek çok ünlü galerici ve antikacının son dönemlerini büyük sıkıntılar içinde geçirmesine neden olan borsadan uzak durmuş, vaktini yeni koleksiyonerler bulmak, onları sanatçılarıyla tanıştırmak için harcamıştı.

Baraz şahsi gayretleriyle çok sağlam bir “kontluk” kurdu. Yarım asra yaklaşan galericilik tecrübesini müesseseleştirerek gelip-geçici bir isim olmayacağını da kanıtladı. Ne diyelim; yolu açık olsun…