Türkiye’nin içine düştüğü demokrasi buhranından yakın vadede çıkacağına dair en ufak bir umut ışığı görünmüyor. Cumhurbaşkanlığı makamından Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) liderliğini de idame ettiren Recep Tayyip Erdoğan’ın tasavvur ettiği rejimde demokrasiye tramvay rolü biçilmiş. Bu durakta binersin istediğinde inersin. Ötesi lüks kaçıyor.

Demokrasinin tramvay mesabesinde kalmasında Erdoğan kadar kalemine ihanet etmiş gazetecilerin, iliksiz cübbeyi iliklemek için iki büklüm olan hâkim ve savcıların, olmayan postun derdine düşen muhalefetin de payı var.

Medyanın hali müstakil bir doktora tezine yekün teşkil edecek kadar perişan. Ergenekon ve Balyoz soruşturmaları esnasında Türkiye’de askerî vesayeti bitirmeye matuf adımlar atılırken ‘kurunun yanında yaş da yanıyor’ diye haklı olarak feveran eden gazeteci-yazarların hâlihazırda Hizmet Hareketi mensuplarına reva görülen zulme mukabil ‘onlar da hak etti, olacak o kadar’ demesi dikkatten kaçmıyor.

Her zaman zulme ve zalime karşı mazlumun yanında durduğunu iddia edenlerin bu ikilemi ne ile izah edilebilir ki!

DOĞUM YAPAN KADIN DARBECİ, ÖYLE Mİ?

Daha yeni doğum yapmış bir annenin hastaneden alınıp 5-6 saatlik mesafede savcıya götürülmesi, burada da kucağında yeni doğmuş bebeği ile kapıda bir o kadar süre bekletilmesi ‘terörle mücadele’ öyle mi?

Üzerinden bir sene geçtiği halde şüphelerin giderilemediği darbe teşebbüsünden bu anne ve yeni doğan bebeği mi mesul? Birileri, tıpkı diğer masumlar gibi o anne ile kundaktaki bebeğini hapse atınca meselenin hallolacağına inanmamızı mı bekliyor?

Pazarda sebze satan teyzeyi Bylock’tan gözaltına alanlar, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’dan 15 Temmuz 2016’da olup bitenleri baştan anlatmalarını isteyebilir mi? Mümkünse tabii… O gün en geç haliyle bile saat 15:00 civarında MİT’in haberdar olduğu bir teşebbüse mani olunamamasını neye yormalıyız?

Darbe ile hesaplaşalım elbette. Darbecilerle de. Mamafih bunun yolu on binleri sorgusuz sualsiz hapse atmak, kamudan ihraç etmek değil.

ERDOĞAN UYDURDU, HERKES KULLANIYOR

Erdoğan’ın daha 15 Temmuz’da, o kaosun ortasında neyin ne olduğu bile anlaşılmamışken telaffuz ettiği ‘FETÖ’ tabirini delil kabul edip yüz binlerce insanın boynuna bir yafta gibi asarak ne darbecilerle ne de terörle mücadele edilebilir.

Hukuk devletinde terör ithamı ile yargılanan kişiler dahi herkes her türlü şiddet ve peşin hükme karşı muhafaza edilmelidir. İnsanların haysiyet ve şerefi, radikal nutuklarla öfkesi kabartılan, gözü dönmüş kalabalıkların önüne atılıyor. Medya da bu vahşete teşne oluyor. Hatta ateşe odun taşıyor.

T24’ÜN YAMAN ÇELİŞKİSİ

Doğan Akın gibi basın meslek ilkelerine titizlik gösteren isimler bile Erdoğan’ın uydurduğu “FETÖ” tabirini kullanıyor. O meşum tabiri tırnak içine alınca hakkaniyetli davrandıklarını zannediyorlar.

Akın’ın yönettiği T24’te PKK’nın önünde veya arkasında “terör örgütü” ibaresi geçmezken bu kadar baskın ve gözaltı işleminde tek silah bile bulunamadığı halde Gülen Cemaati’ne reva görülen insanlık dışı muamele “FETÖ” operasyonu başlıkları ile veriliyor.

Aynı şekilde TİKKO ve DHKP/C haberlerinde “terör” tanımına girecek cümleler kullanılmamaya özen gösteriliyor. Bunun bilinçli bir tercih olup olmadığını bilmediğim için hüküm vermekten imtina ediyorum.

Polis ya da savcılar, 12 Eylül sonrasında, 28 Şubat’ta, Ergenekon ve Balyoz’da suçun şahsiliğini ve masumiyet karinesini nasıl ihlal ettiyse aynı ihlal en şiddetli şekilde devam ediyor. Gözaltı işlemine gazetecilerin davet edilmesi, DHA, İHA ve AA gibi ajanslara şüphelilerin isimlerinin verilmesi başlı başına soruşturmanın gizliliğini ihlal suçu olduğu halde aynı tas aynı hamam gidiyor.

CUMHURİYET İLE SÖZCÜ’NÜN YAZAR VE YÖNETİCİLERİ DE AYNI ÇUVALA KONDU!

Dolayısıyla Yeni Asya, Cumhuriyet, Evrensel, Özgür Gündem, Birgün ve Sözcü gibi bu baskı ve sansür atmosferinden öyle ya da böyle payına düşeni almış gazetelerin yanı sıra T24, Duvar, Diken, Artıgerçek ve Özgürüz gibi Saray medyası olmamak için direnen haber sitelerinin emniyet bültenini kes-yapıştır habere dönüştürmesi tek kelime ile tutarsızlıktır.

Editörler bunu bilerek yapıyorsa işimiz daha zor. Bu iki yüzlülüktür, tatlı su demokratlığıdır. Bilmeyerek yapıyorlarsa bir an önce bu hatadan rücu etmeliler.

Silahlı bir eyleme bulaşmak şöyle dursun, bu kadar hak ihlaline rağmen hukuk zemininde mücadelesini sürdüren insanların ne kadar masum olduğunu tarih bir gün yazacak.

Tarih tırnak içinde demokrat gazetecilerden de esefle bahsedecek.